Yaşam

Kentsel yeniden üretimin arka planı: Beykoz örneği

Müstakil evlerine iç geçirdiğimiz, komşuluk ilişkilerini hissettiğimiz, izlerken mahallerinde dolaştığımız, dizi / film sektörünün yükselen yıldızı Beykoz… Birkaç ay önce bir dizi setinde çıkan yangının haberi dikkatleri Beykoz’a çekti. Yangın, bugün plato olarak da kullanılan Beykoz Sümerbank Fabrikası’nda çıkmıştı. “da” detayı önemli, çünkü fabrika bugün birçok etkinliğe ev sahipliği yapan çok kimlikli bir mekâna dönüştü. Oysa bundan yaklaşık on beş yıl öncesine kadar bambaşka bir anlamı vardı. Aynı şekilde Tekel ve Şişecam fabrikalarının da. Bugün adı geçen fabrikalar üzerinde farklı projeler yürütülüyor. Daha evvel işçilerin sinemasını kullandığı yahut kantininde evlendiği Sümerbank, afişlerini ya da sosyal medyada fotoğraflarını gördüğümüz film günleriyle veya özel günler için organizasyonlarıyla giderek popülerleşen bir tüketim alanına dönüşüyor ( plato olmasını temel alırsak da bağlamından kopan bir üretim yapıyor).  İçerisinde iş makinelerini gördüğümüz Tekel ve Şişecam Fabrikaları da tamamen yıkılarak, doğrudan otel ve lüks yaşam alanları olarak inşa ediliyor. Bir kentin tarihi baştan yazılıyor. Yani Beykoz bugün yeni bir görünüm kazanmaya çabalıyor. Peki bu kökten değişimin arka planındaki dinamik ne?

Son yıllarda en sık karşılaştığımız, üzerine çokça yazılıp çizilen kavramlardan biri de kentsel dönüşüm. Türkiye’den sanayi ve tarım üretiminin neredeyse çekildiğini, inşaat yatırımlarına ağırlık verildiğini hepimiz gözlemleyebiliyoruz. Bahsi geçen bu kavram tam da bu tablonun önemli bir figürü. Türkiye 1980’lerde neo-liberal ekonomi politikalarına geçmesinin ardından “de-endüstrilizasyon” , yani emek-yoğun sanayinin gerilemesi ya da kalan sanayinin şehrin çeperlerine taşınması, sürecine girdi. Bu süreç küreselleşmenin bir parçasıydı. Türkiye ise bu sürece eklemlenmek için çalışıyordu. Bu noktada, neo-liberalizm’in mekândaki yansıması karşımıza küresel kent tanımını çıkarıyor. İstanbul’daki büyük kentsel dönüşüm projelerinin dinamiği de aslında küresel kentler arasına girebilme çabası. Öte yandan, neo-liberal politikalar sermaye odaklı yatırımları ortaya çıkarıyor, değerli kent alanları yatırım mekânları haline getiriliyor.

İstanbul’un dönüştürülen semtlerinden bir tanesi de Beykoz. Denizden giderken ihtişamlı yalılarını izlediğimiz, karadan gittiğimizdeyse işçi mahallelerini selamladığımız ayrışmış bir semt. Beykoz ve çevresi Tanzimat döneminden 2000’li yıllara kadar yaklaşık ikiyüz yıllıksüreçte bir sanayi havzası olarak varlığını korudu, yakından tanıdığımız Tekel-Şişecam-Sümerbank fabrikalarına ev sahipliği yaptı; ancak fabrikalar kapandıktan sonra, bu mekânlar yeniden üretim sürecine girdi. Bu noktada birkaç cümle ile Fransız sosyolog Henri Lefebvre’in mekânın yeniden üretimi ( la production de l’espace)kuramından bahsedip daha sonra diğer yazılanlardan farklı olarak Beykoz’u bütünlüklü bakış açısıyla inceleyeceğiz.

Sermayenin İkinci Döngüsü

Neo-liberal politikalar sermaye odaklı yatırımları ortaya çıkardı, bunun sonucunda da değerli kent alanları yatırım mekânları haline geldi. Lefebvre bunu “sermayenin ikinci döngüsü” olarak ifade ediyor. O’na göre sermaye döngüsünün iki aşaması vardır: birinci döngüde tüm sanayi malları üretildi; ancak ikinci döngü sermayenin gayrimenkul alanındaki yatırımlarıyla gerçekleştirilecekti. Diğer yandan Lefebvre’e göre mêkan politikti[1]ve ona yapılan her müdahale de politikti. Bunun üzerine soyut ve somut mekân tanımlaması yapıyor ve kentlilerin sosyal alan olarak kullandıkları kent mekânlarının (somut mekân) devlet eliyle soyut üretime tabi tutulduğunu açıklıyor. Söz konusu üretimin aynı zamanda dönüştürücü etkisi olduğunu da ekliyor.

Lefebvre, mekânın üreticisinin ( ki bunlardan biri iktidar sahipleri) özne üzerindeki kontrol mekanizmasını ve iktidar uygulamalarını mekânı yeniden üreterek onun üzerinde gerçekleştirdiğini ifade eder. Yani devlet, mekânı bir toplumsal kontrol aracı olarak kullanır. Bu anlamda yukarıda ifade edilen mekânın soyut üretimi, bizatihi iktidar ideolojisinin mekâna aktarımı aracılığıyla somut mekânın toplumsal ve tarihsel arka planını değiştirip dönüştürmeyi ifade ettiğini söyleyebiliriz. Kent, kentte var olan toplumla bu toplumu değiştirmeyi amaçlayan güçler arasındaki kavganın en açık ifade edildiği mekândı ve buraya dair her müdahale dönüştürücü ve ideolojikti. Söz konusu dönüşüm kentsel kimliğin dönüşümünü de beraberinde getirecekti.

Bu söylemler doğrultusunda Beykoz’a baktığımızda iki dönemli dönüşüm süreci gözlemliyoruz. Birincisi Tanzimat Dönemi Birinci Dünya Savaşı arası; ikincisi 24 Ocak kararları ile neo-liberal politikalara başlandığından bugüne kadar geçen süreç. İlk olarak Osmanlı’da 19.yy’da kurulan Beykoz Debbağhanesi 1933 yılında Sümerbank’a devredilerek Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası oluyor; Beykoz Tekel Fabrikası 19.yy’da mum fabrikası olarak kullanılan arazide 1920’li yıllarda Cumhuriyet’in ilk fabrikalarından biri olarak hizmete açılıyor. İkinci kısımda ise 2000’li yıllara gelindiğinde Tekel-Şişecam-Sümerbank Fabrikaları kapatılarak arazileri küresel kent koşullarına uygun olarak yeniden üretime tabi tutuluyor. 
[

Kent ve İdeoloji

Fabrika alanların yeniden üretime maruz kaldığı ilk evre Cumhuriyet dönemiydi. Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayileşme öncelikli hedeflerden birisidir. İzmir İktisat Kongresi ve Birinci Beş Yıllık Sanayi Planlaması yeni kurulan ulus devletin ekonomik hedeflerini ortaya koyuyordu. Sanayileşme ile beraber, modern anlamda üretim amaçlı çalışmayı, beraber yaşamayı ve paylaşımı destekleyen yerleşke biçimleri yaratıldı. Beykoz Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası (1933) ile Beykoz Tekel Fabrikası (1929) bu anlamda cumhuriyet ideolojisi doğrultusunda yeniden üretilen mekânlardandı, buna ek olarak Paşabahçe Şişecam Fabrikası da bu doğrultuda kuruldu. Sözlü tarih çalışmalarındaki ifadelere göre; Tekel Fabrikası semtin bir simgesiydi ve Beykoz uzun yıllar anason kokusu ile özdeşleşmiş bir semtti.  Diğer yandan Paşabahçe mahallesine kurulan Şişecam Fabrikası ile mahalle özdeşleşiyor ve “Paşabahçe” cam mamulleri markası haline geliyor. Sümerbank Fabrikaları ise, Sümerbank deseni ya da “Sağlam Sümerbank Ayakkabısı” olarak hafızalarda yer ediyor. Bir başka konu ise 19. yy’dan itibaren kentin işçi sınıfını hem üretim alanı hem de yaşam/konut alanı olarak barındırdığı ve bu mekânın önemli işçi hareketlerine ev sahipliği yaptığıdır. Örneğin ilk kez 1908 boykotunda cam fabrikası işçileri greve destek verdiğini biliyoruz.[1]

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan birçok sanayi alanı 24 Ocak kararları doğrultusunda 1980 sonrasında özelleştirmeye tabi tutuluyor. Bu kararlar ile devletin ekonomi üzerindeki payı küçültülüyor, dış ticaret kâr odaklı olmaya ve ithalat liberalleşmeye başlıyor. 2000’li yıllara gelindiğinde ise özelleştirilen fabrikalar devletin sanayici olamayacağı ifade edilerek kapatılıyor veya kent merkezlerinde kalan özel işletmeler taşınıyor. Bu alanların yeniden üretime tabi tutulduğu ikinci evre ise 2000’lerin sonrasında Küresel Kent söylemine paralel olarak mevcut işlevlerinin dışında hizmet vermeye başlamasıyla Beykoz’un konut, turizm, sağlık ve eğitim bölgesi olarak anılmaya başlamasıydı. Bugün Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikasıplato olarak kullanılıyor; Tekel Fabrikası’nda Kentsel Resort Otel projesi kapmasında yıkım devam ediyor, (alan büyütme gerekçesiyle denize dolgu yapıldı ancak bu durum Boğaziçi Kanunu’na aykırıdır); yine Şişecam Fabrikası için de otel inşaası gündemde yer alıyor. 

Beykoz’un Dönüşümü

Beykoz özelinde küreselleşme ve mekânların yeniden üretimi doğrultusundaki süreci iki evreye böldüğümüzde politik kaygıların mekân üzerinde biçimlenişini açıkça fark edebiliyoruz. Erken Cumhuriyet döneminde Osmanlı’dan devralınan fabrika mekânlarının yeniden üretimi ulusal kalkınmayı hedefliyor, devletçilik ilkesi doğrultusunda ilerliyor. Bunu yalnızca sanayi üretimi ile değil aynı zamanda fabrika yerleşkelerinde ve çevresinde konut, sinema, kreş vb. sosyal politika hamleleriyle de gerçekleştirmeyi hedefliyordu. Sümerbank işçileriyle yaptığımız görüşmelere baktığımızda sinemaların işçilerin hayatlarında önemli yeri olduğunu görüyoruz. Bu sinemalarda yabancı filmlerin gösterildiğini, böylece dış dünyayı tanıdıklarını ifade ediyorlar. Öte yandan sinemanın onları bir araya getirdiğini, iş dışında sosyalleştikleri yer olduğunu belirtiyorlar. İkinci evrede fabrika mekânlarının yeniden üretimi ulusal kalkınmadan ziyade rant kaygısıyla, sermayedarların çıkarları doğrultusunda gerçekleşiyor. Söz konusu mekânların bağlamlarından koparılarak yeniden üretilmesinin sonucunda kentsel belleğin dönüşmesi öngörülüyor. Bir diğer nokta ise, buralar artık kamuya açık alanlar değildir. Tekel ve Şişecam zaten fiziksel olarak yok ancak Sümerbank binaları durmasına rağmen o bir özel mülk. Bununla ilgili görüştüğümüz bir başka Sümerbank işçisi eğer tanıdıkları yoksa, ya da zengin veya artist değillerse içeri giremediklerini söylüyor.

Erken Cumhuriyet döneminde kurulan bu fabrikalar aynı zamanda kuruluş ideolojisini de aktaracak mekânlardı. Beykoz Sümerbank’ına ait fotoğraflara bakıldığında kadınların çalışma hayatına girdiği görülüyor; sanat ve spor alanında sunduğu imkânlar ile diğer sosyalleşme imkânları bizlere dönemin sahip olduğu vizyonu gösteriyor. Buralar Türkiye tarihi açısından sınıf mücadelesi, işçi sınıfı ve sendikalaşmayı anlamak adına örnek teşkil eden mekânlardı. Sümerbanklar özelinde olmakla beraber bu fabrikalar aynı zamanda ulus inşası projesinin bir parçasıydı. “Sümerbank’ın adı tarihten silinecek”[2]cümlesi ise neo-liberalizm sonucu politik dönüşümün sözlü ifadesine denk geliyor. Tekel Fabrikası yerine yapılacak olan otel mimarisinin ise Osmanlı mimarisinden esinlenerek planlanmış olması da görsel imgeler yoluyla toplumsal hafızayı etkilemeyi amaçladığını söyleyebiliriz. Bir başka noktadan baktığımızda, Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası’nın toplu konutlarından olan Yeni İşçi Evleri olarak anılan bölgede sokaklara Milli Mücadele’deki kadın isimlerinin verilmiş olması da -örneğin Gördesli Makbule Sokak, Tayyar Rahmiye Sokak- yine o dönemin toplumsal hafızaya yönelik hamlesiydi. 


 Bir zamanların rakı fabrikası bugün Osmanlı mimarisinde lüks bir yaşam alanı olarak yeniden üretiliyor, benzer şekilde cam fabrikasının mekânı da. Diğer yandan önceden işçilerin kantininde düğün yaptığı, sinemasında film izlediği Sümerbank bugün rant mekânına dönüşüyor.  Bu mekânlara girenlerin statüsü değişti, lüks düğünlerin, lansmanların yapılmasıyla ve aynı zamanda Kundura Film Günleri ismiyle popüler kültür alanına dönüştü. Başka bir nokta, halk Beykoz Konakları yapıldıktan sonra orada kendisine iş bulabileceğini ummuştu, ama artık onların işlerini de profesyoneller yapıyordu. Dolayısıyla yeni projeler için bir umutları yok. Yani bu dönüşümler onların gündelik hayatlarını da etkiledi. Önceden fabrika düdüğüyle evden çıkan, ev-iş mesafesi olmayan mahalle insanı bugün modern kentin sorunlarıyla yüzleşiyor, kendisi de modern insana dönüşüyor (mutsuz, daima tüketen ve mekanik insan). Yani dizilerde gördüğümüz hayatlar artık orada yaşanmıyor. Sonuç olarak, her iki dönemin kendi toplumsal hafızasını ve ulus kimliğini, yani temelde kendi insanını, gerek mekânı yeniden üreterek gerek görsel imgeleri kullanarak yarattığını gözlemleyebiliyoruz.

Halk, Beykoz Konakları yapıldıktan sonra orada kendisine iş bulabileceğini ummuştu, ancak beklenenin aksine onların işlerini de ‘profesyoneller’ yapıyor. Bu sebeple bölge halkı artık yeni projeler konusunda umutsuz. Yani bu dönüşümler onların gündelik hayatlarını da etkiledi. Önceden fabrika düdüğüyle evden çıkan, ev-iş mesafesi olmayan mahalle insanı bugün modern kentin sorunlarıyla yüzleşiyor, kendisi de modern insana dönüşüyor.

Sonuç olarak, her iki dönemin kendi toplumsal hafızasını ve ulus kimliğini, yani temelde kendi insanını, gerek mekânı yeniden üreterek gerek görsel imgeleri kullanarak yarattığını gözlemleyebiliyoruz.

Dipnotlar:

[1]Henri Lefebvre (2014), Mekânın Üretimi, çev. Işık Ergüden, Sel Yayınları, s. 14-15

[2]M. Hakan Koçak (2014), Camın İşçileri: Paşabahçe İşçilerinin Sınıf Olma Öyküsü, İstanbul: İletişim, s. 100-101

[3] Sümerbank’ı bitidik, yakında tarihten siliniyor” , Milliyet,06.06.2012 http://www.milliyet.com.tr/-sumerbank-i-bitirdik–yakinda-tarihten-siliniyor/ekonomi/haberdetayarsiv/06.06.2010/125566/default.htm

Kaynakça- Öneri:

Georg Simmel (2009), Bireysellik ve Kültür, İstanbul: Metis Yayıncılık

Hatice Kurtuluş (2016), İstanbul’da Kentsel Ayrışma, İstanbul: Bağlam Yayıncılık

Henri Lefebvre (2014), Mekânın Üretimi, çev. Işık Ergüden, Sel Yayınları

M. Hakan Koçak (2014), Camın İşçileri: Paşabahçe İşçilerinin Sınıf Olma Öyküsü, İstanbul: İletişim