Yaşam

‘GELECEK’ ile evin geleceği üzerine

Bir yandan Airbnb gibi paylaşım ekonomisi oluşumlarının, bir yandan ise Sofar gibi akımların eğlence hayatına etkisiyle birlikte ev dediğimiz mekanın işlevi giderek değişiyor, genişliyor. Bizler de, bu durumun özgün örneklerinden biri olduğunu düşündüğümüz GELECEK’in kurucusu Dilşah Demir ile projesi üzerine sohbet ettik.  

Bu projenin nasıl ortaya çıktığıyla  başlayalım istersen?

Bir gün arkadaşımla stand up’ın ne kadar zor olduğunu konuşuyorduk ve iyi olmasını sağlayan sebeplerin neler olduğunu falan… Şimdi sahneye ‘ben size öyle şeyleri öyle bir şekilde anlatacağım ki güleceksiniz’ iddiasıyla çıkmak çok iddialı bir hareket. Anlattıkların ne kadar komik olursa olsun onu anlatma biçiminin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biz bizeymişçesine anlatabilmek mesele, hani evde yakınlarınla otururken o an doğalından gerçekleşen akla gelen espriler gibi. Bu havayı yakalayan herkese çok gülüyorum, beni alıyor. Dedim sonra kendi kendime ancak evde böyle samimi bir hava yakalanabilir, neden evde olmasın? Sonra vazgeçtim, bir gün arkadaşım Gaye doğum günümde çıkagelip beni bu işte gaza getirene kadar (gülüyor). Sonra her şey birdenbire oldu. Deniz Alnıtemiz’i çok severim. Bir arkadaşım vasıtasıyla ona ulaştım konuştuk, sağ olsun eve geldi bir kahvemi içti ve kafamdakileri dinledi ve dedi ki ‘olur’, bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim ama oldu. Sonra Montag Coffee’ye gittim-kimseyi de tanıdığım ettiğim yok- dedim ki’ ben böyle şeyler yapmayı düşünüyorum ama daha başlamadım bana sponsor olur musunuz?’ mail atmamı istediler, attım. Sonra şöyle dediler; ‘olur’. İnanamadım ama oldu. O günden beri tüm etkinliklerime gelip güzelim kahve ikramlarını yapıyorlar. Deniz Alnıtemiz’de ne her ay bir kere mutlaka sahne alıyor sağ olsun. Sonra Tuz Biber Stand Up’ın kurucusu Enes Uysal’la tanıştırdı beni, o da diğer komedyenlerle tanıştırdı ve yönlendirdi beni sağ olsun. Yani herkes bu işi yapmamı bekliyormuş gibi davrandı, daha ne olsun.

Ortalama kaç kişi geliyor?

Ortalama 35-40 kişi geliyor.

Peki sadece Stand-up  mı?

Stand up’ın dışında resim sergisi, akapella konseri, performans, doğaçlama tiyatro gösterileri ve münazaralar yapıldı. Daha da yapmak istediğim çok şey var; çeşitli dans gösterileri, söyleşiler, meditasyon ve yoga üzerine workshoplar ve neyi nasıl daha iyi yapabilirizi konuşabileceğimiz tartışma ortamları yaratmak istiyorum. Ama önceliğim hep Stand-up gösterileri oldu ve öyle olacak gibi hissediyorum. Komedyenleri herkeslerden ayırasım var, onlara daha bir ayrı saygı duyuyorum, ciğerimin köşesi onlar benim.

Bir komüniteye dönüp ona mı hitap ediyor?

Öyle evet, şimdiden komüniteye dönüşünün ibarelerini görüyorum. . Evrilmesi gerekiyor zaten, buradaki insanların fikir alışverişi yapması gerekiyor. Yapanlar da oluyor. Etkinlikte tanışanlar sonrasında birlikte çalışanlar ya da arkadaş olanlar ya da aşık olanlar her türlü ilişki doğdu bu kömüniteden. Bir de müdavimlerimizle oturup yeni projeler yapsak daha ne isterim.

Avrupa ve Amerika’da komedi kulüpleri ve Stand-up şovları eğlence hayatının yerleşik bir parçası. Türkiye’de de bu tarz etkinlikleri görebiliyoruz. Özellikle Kadıköy gibi yerlerde. Ama Batı’daki ölçekte ve yerleşiklikte bir kültürden söz etmek mümkün değil. Halbuki popüler kültürde Stand-up ‘süper yıldız’ların önemli bir ağırlığı var.  En ünlüsü Cem Yılmaz sanırım. Yine Cem Yılmaz örneğini ve geçmişte yaptığı şovlara olan ilgiyi düşünürsek Stand-up’a ilginin de çok olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu gibi büyük prodüksiyonlar dışında lokal ölçekte bu kültür henüz çok yaygın değil sanki…

Evet yaygın değil ama son 2-3 yıldır özlellikle son 1 yıldır diyelim stand up kültürü Kadıköy, Beşiktaş gibi merkezi yerlerde iyi bir patlama yaşadı takip ettiğim kadarıyla. ‘Neden yok’ diye mi soruyorsun?

Var mı yok mu? Varsa ne durumda diye…

Bence var. Meddahlıkla Stand-up birbirine benziyor bence, yani çok uzak değiliz bu kültüre. Tamam aralarında belirgin farklar var ama karşına bir adam çıkıyor ve ‘Şimdi sana bir şey anlatacağım’ diyor nihayetinde. Hatta bu kültürün nasıl bu kadar geç yeşermeye başladığına anlam veremiyorum yahu. Ama yine belirteyim bak ben bilir kişi değilim. Bir itirafta bulunayım Netflix’te burada izlediğimden çok daha fazla stand up gösterisi izledim. Çok da gaza geldim. Bizdeki cevherlerin de bu noktaya gelmesini istiyorum. Güzel güzel eğitimini almış ama mesleğini yapmak istemeyen zeki insan kaynıyor etrafta. O zeki insanların hepsi GELECEK’te sahne aldı, gururla söyleyeyim. Kimseyi pohpohlamıyorum, çok ciddiyim bu söylediklerimde.

Evet genelde mizah duygusu bir zeka belirtisi oluyor. Çünkü bir çelişki yakalamak gerekiyor… Ortada genel bir yönelim var gibi geliyor bana. Ev- kamusal alan ve mekan algısıyla ilgili. İnsanlar artık evlerini sadece barınma amaçlı özel alanlar olarak görmüyor. Ev dediğimiz şeyin fonksiyonu dönüşüyor. Bu dönüşümün arkasında nasıl bir sebep var sence?

İran’a dönüyoruz (gülüyor) öyle deniyor. Şaka şaka, yani umarım şakadır!

Ekonomik ve politik bir gerekçesi olduğunu kesinlikle düşünüyorum ben de. Ama bir yerel ve butik olmak bir pazarlama argümanı olarak her zamankinden daha fazla kullanılıyor. Bu anlamda bir kesişim söz konusu. Mesela ‘Cozy’ ifadesi eskiden de bu kadar çok kullanılıyor muydu reklam ve tanıtım metinlerinde? Emin değilim. Sence ortadaki tabloyu oluşturan en önemli etken ne?

Politika her şeyde olduğu gibi bu konuda da çok belirleyici. Politik bir sebebi var ama o sebeple yapmadım. Politika her yerde olduğu için…Bu böyle akışında gerçekleşti. Yani politika içimizde.

İnsan kendine ‘ben ne isterdim?’ sorusunu sorup gerçek cevabı veriyorsa yaptığı işe iştah duyuyor. Her zaman butik mekanları tercih ederim. Çünkü nerede çokluk orada bokluk! Mesela buraya 50 kişi gelsin diyelim. Benim 50 kişiyle iletişim kurmam ve enerji alışverişim 500 kişiyle olandan daha farklı olur. Ne kadar küçük olursa o kadar biz bize oluyor. Burada bir tür aile oluyoruz. Böyle tabirleri de hiç sevmem ama laf ağızdan çıktı bir kere; AİLE. O samimiyet tercih ediliyor.Bir mekana gitmektense bilmediğim birinin evine ya da ev konseptli bir yere gitmeyi tercih ederim mesela, çünkü oraya gidecek kitle belli. Körler sağırlar birbirini ağırlar ya, bırakalım ağırlasınlar. Ama bu ağırlamakla kalmasın işte amacım bunu yeni projelere, yeni oluşumlara taşımak. Çok başka düşüncelerim var şu an seninle paylaşamayacağım. Parti kuracağım ALTERNATİF PARTİ (gülüyor). Yok yok, hedefim sosyal sorumluluk projeleri oluşturmak ama daha vakit var bunlara, o yüzden şimdilik paylaşmıyorum.

Birkaç sene öncenin en büyük trendlerinden biri Sofar etkinlikleriydi. Konser için bildiğimiz anlamda bir konser salonuna gerek olmadığını gösterdi. Netflix sinemanın mekanını sinema salonundan eve kaydırıyor. Siz çeşitli sahne sanatlarının… Adınız da manidar: Gelecek Evde. Gelecek evde mi gerçekten? Kültür sanat etkinliklerinin mekanı ev mi olacak yakın gelecekte? 

Aslında adı ‘GELECEK’ ama instagramı alamadım. Gelecek diye binlerce hesap var. Ben de dedim ki evde yapıyorum, @gelecek_evde olsun. Herkes Instagram’dan takip ettiği için de ‘gelecek evde’ diye dillere dolandı. GELECEK’te yaptığım ve yapacağım her şey için söylüyorum bunu; illa tek bir mekanda olmak zorunda değil. Bunun göstergesi aslında GELECEK. Birileri ‘bizim evde yapalım’ derse o da olur. Yani çatısı olan olmayan her yerde etkinlik yapılabilir. Birazcık Hababam Sınıfı’nda Mahmut Hoca’nın ‘okul her yerdir’ demesi gibi. Hep bir mekan derdine düşülüyor. GELECEK düşmüyor, yeni trend açacağını düşünüyorum bu oluşumun. Birinin atölyesi vardır orada bir şeyler yapmak ister, öbürü başka bir yerde. Gelecek evde değil yani, her yerde.

Çok teşekkür ederiz  Sorular bu kadardı. Senin eklemek istediğin bir şey var mı?

Var; ‘GELECEK aklıma acayip bir fikir geldi,bana bir el et’ diyenlerle her zaman iletişime açığım. Ben teşekkür ederim.