Çeviri

Rammstein Klibi: Sevgi için güçlü bir haykırış

Bu yazı Die Zeit’in internet sitesinde Jens Balzer imzasıyla yayınlanmış, H. Ali Sözen tarafından Punto Dergi için Almanca’dan Türkçe’ye çevrilmiştir.

Cinsel olarak hayal kırıklığına uğramış ve yalnız kalmış çok sayıda erkek Germania için kendini paralıyor: Rammstein “Deutschland” klibinde kolektif kimliğe duyulan özleme dikkat çekiyor.

Afiyet olsun! Biten bir günün ardından Rammstein ailesinin akşam yemeğinde ne olduğunu soran olursa, Berlinli grubun “Deutschland” adlı yeni klibi cevabı veriyor: Lezzetli bir kadın, siyahi cildiyle ve başında altınlarla servis edilmiş, ziyafet sofrasına bağırsakları dökülmüş. Bağırsakları tıkınılırken ve kemikleri kırılırken yine de boynundan yukarısı hala canlı görünen kadın mutlulukla gülümseyerek alt kısmındaki temaşaya bakıyor.

Siyahi kadın Alman tarihinin kişileştirilmesi olarak anlaşılabilir. Kadın, klipte Germania ulusal alegorisinin farklı varyasyonlarında görülüyor, birinde Romalı istilacılara karşı -diyelim ki Teutotoburg Ormanında, Varus Savaşında- savaşan cesur bir savaşçı olarak; yetmişli yıllarda Kanada’da çekilmiş toplama kampı pornolarında (Ilsa- She Wolf of the SS) olduğu gibi rugan palto ve deri çizmeli şık bir Nazi sahibe olarak; Rogier Van der Weyden’in bir resminde (Berlin Gemäldegalerie’de bulunan) olduğu gibi kanatlı başlık takmış, cinsel olarak dokunulmamış ve bu yüzden günahsız bir rahibe olarak; ya da Rammstein solisti Till Lindemann’ın elinde makineli tüfekle drag queen kumandanı olduğu Batı Alman terörist grubun savunmasız bir kurbanı olarak.

Almanya kadındır: Dokuz dakikalık kısa filmin merkezindeki mesaj bu. İşte bu kadın erkeklerin nesillerini, çağlarını ve soylarını, klanlarını, kabilelerini ve imparatorluklarını kaskatı bir erotik gerilim haline sokuyor. Erkeklerin tümü Almanya’yla çiftleşmekten başka hiçbir şey yapmak istemiyor, önünden ve arkasından, onlara sunulan her açıklıktan. Yine de Alman erkekleri bunun için cinsel olarak fazla tutuk kalıyorlar. Onlara bazen baskı ve şiddet gösteren, bazen de masum ve erişilemez gözüken kadından çok korkuyorlar. Bu yüzden enerjilerini ve barbarlıklarını, libidolarını ve güçlerini sonsuz erkek erkeğe savaşta birbirlerine yöneltmek zorunda kalıyorlar: Ortaçağın Cermen ormanlarında veya nemli katakomplarında kılıç ve mızraklarla, Franz Biberkopf Berlin’inin bir yeraltı barının arka odasında muştalı yumruklarla; Nasyonal sosyalistlerin infaz aygıtında başka erkekleri hedef almak zorunda kalıyorlar, veya Doğu Alman ‘Stasi’nin istihbarat aygıtında.

Belki de Alman erkekleri sadece Bayan Almanya ile kalmayıp başka bir kadınla daha karşılaşmış olsalardı bunun bir faydası olabilirdi. Böylece birileriyle öpüşebilir, oynaşabilirlerdi ve yağlanmış saçlarını birisi okşayabilirdi. Kanayan yaralarının narin parmaklarla iyileştirilmesinin ne güzel olduğunu görebilirlerdi. Ama Deutschland klibinde başka kadın görünmüyor, aşık olunan ve arzulanan kadınlar yok, anneler veya en azından fahişeler bile yok, sadece eril savaşlar ve kavgalar var, failler ve mağdurlar, zaferler ve mağlubiyetler var. Cinsel ampütasyona uğramış ve bu yüzden amaçsızca saçılmış testosteronla böylesine kokuşmuş bir dünyada erkek, zaten dürtülerine tutsak, ölümüne susamış ve delirmiş olmaktan başka bir şey olamazdı.

2000li yıllarda Aggro Berlin ‘label’ıyla bizlere Sido, Fler, B-Tight ve Bushido gibi önemli sanatçıları armağan eden Berlinli grafik tasarımcısı ve yönetmen Eric “Specter“ Remberg’in çektiği Deutschland harika bir film. Deutschland harika, çünkü Rammstein’ın kariyerinin 25. yılında sanatının özünü ve grubun politik ve cinsel estetiğini ortaya koyuyor. Grubun üretimini baştan beri şekillendiren bu erotik saldırganlık ve tutukluğun, eril enerji ve mazoşist mağdur pozunun, vahşet ve ağlaklığın tuhaf karışımı hiçbir zaman bu filmde olduğu kadar özlü aktarılmamıştı. Ortaya çıkan bu yüzden büyük bir sanat eseridir.

Almanya’yı sevmeden yaşayabilirsin

“Devletleri değil, karımı seviyorum.” Batı Almanya Cumhurbaşkanı Gustav Heinemann 1969 yılında bir defasında böyle söylemişti. Belki de Rammstein’ın estetiği, son eserleri ışığında, Heinemann’ın günah çıkartmasına karşı bir antitez olarak veya kendilerini sevebilecek bir kadın bulamayan erkeklerin ruhsal durumunu anlama çabası olarak anlaşılabilir. Bu durumdaki erkeklere belli ki sevgilerini devletlerine, uluslarına, ulus birliği ülkülerine yöneltmekten ve daha sonra bunları bir kadın olarak tasvir etmekten başka bir seçenek kalmıyor. Sevgilerinde de ümitsizliğe mecburlar, çünkü karşılık alamıyorlar – hangi millet tebaasını sever ki?- ve zaten Alman tarihinde onları sevilmeye daha az değer kılacak çok fazla iğrençlik de bulunuyor. “Almanya, kalbim alevler içinde / seni sevmek ve sana sövmek istiyor” deniliyor şarkıda ve sonrasında: “Almanya, senin sevgin hem lütuf hem lanet / Almanya, sana sevgimi veremem”. Buna ek olarak Rammstein’in bazı üyeleri toplama kampı mahkum üniformaları içinde görülüyor. Önce içlerinden başka biri SS kumandanı üniformasıyla infaz emrini verirken, diğerleri toplama kamplarında pek görülmeyen biçimde darağacında asılıyorlar. Daha sonraki bir sahnede ise mahkumlar silahlanıp gardiyanlarını vuruyorlar, yani bu durumda: kendilerini.

Böylece faillik ve mağdurluk, acımasızlık ve empati, alaycı soğukluk ve anlık alçakgönüllülük, faşist ve antifaşist tutumun söylemleriyle oynanan oyun o denli yoğun ve uzun süreli iç içe geçiyor ki izlerken baş dönmesinden başka bir şey bırakmıyor. Bu tutumun altında yatan estetik stratejiyi bazıları ironik olarak tanımlamaya çalışabilir. Tabii ki, ironi kavramının mental rahatlatma ve yansıtma becerisi de vardır, fakat bunların ikisi de Rammstein’da eksik. Onun yerine herkesin herkesle savaşında, her seferinde daha da yıpranan ve aynı zamanda bu mücadeleleri çerçeveleyecek ve onlara bir anlam verecek birey üstü bir kolektif kimliğe özlem duyan toplumun sadık bir yansımasını ortaya koyuyorlar. -Tartışmasız dehaları ve müthiş başarılarının kökü de muhtemelen burada-

Deutschland klibinin Almanyası bunun bir iz düşümü, bu yüzden Specter’in klibi bu kadar iyi. Ve aynı zamanda, resmedilen tüm bu tutuk erkeklerin birbirine tutturulmasına takıntılı derecede yoğunlaşarak, var olanın zıddı bir kolektife, ulusal monadın dışında bir perspektif açıyor: “Buradan çıkmalıyız”, uzun zaman önce başka büyük bir Alman grubunun, Ton Steine Scherben’in de söylediği gibi.

Benliğin, mitolojiyle süslenmiş ulusal kimlikte sonsuz yansıması olmadan da mutlu ve anlamlı bir hayatın mümkün olduğunun farkına kolaylıkla varılabilir. Almanya’yı sevmeden veya Almanya’dan çekmeden yaşanabilir, tamamen Almanyasız da yaşanabilir ve bu da iyidir. Bunları ulusal tarih şemasına sıkıştırmak zorunda olmadan da tarih bilincine sahip olunabilir. Ayrıca Almanya’nın kitle kırımının kurbanlarıyla empati yapılabilir ve bu -Ramsstein’in video klip yayınlamadan bir gün önceki net olmayan reklam çalışmasındaki gibi- tipik Alman özgürlüğünü göstermek için önce dalga geçmek zorunda olmadan da yapılabilir: Rammstein her şeyden yücedir. Tüm bu damgalardan ve kılıflardan kurtulunabilir. Sadece: Rammstein’in ve sayısız hayranınn dünyasında şu anda böyle bir bakış açısı bulunmuyor. Belki de şu bir başlangıç olabilir: heteroseksüel erkekler, kadınlar ve bedenleriyle bir ilişki kurmayı başardığında ve bu ilişiyi mitolojiyle abartmayıp, mazoşist mastürbasyon fantezileriyle ve kanibalizmle tüketmediğinde. Bir kez doğru anlaşılırsa, bu ilişkinin adı yine ortaya çıkacaktır: Sevgi.