Yaşam

Beyoğlu’na dönüş: Hanlar

“…cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir…”

Attila İlhan- Kirli Yüzlü Melekler

Malumun ilanının epey geciktiği İstanbul yerel seçimlerin kazananı belli oldu dediğimiz anda #herşeyçokgüzelolacak hashtagini, 23 Haziran’a kadar hiçbir şeyin belli olamayacağını ve “hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler olduğunu” öğrendik. Belki de 25-40 yaş civarı için İstanbul’da yerel seçimlerin  kazanılması demek Kırmızı Tramvay’ın “Ağaçlı İstiklal” caddesinin ortasından geçen fotoğrafı idi. Bu fotoğrafın bozulmasıyla Kadıköy ve Beşiktaş’ın dar sokaklarına sürülen kuşak hem gittiği semtlerin karakterini bozmuş hem de Beyoğlu’nu sanki bir daha geri dönmemek üzere terk etmişti. Cihangir kedileri konuşulmaz, Tarlabaşı sokakları çekinilmez, Konsolosluk binaları sevilmez, İstiklal’in en güzel saatleri öğlen 12’den önce olmaz olmuştu. Emekli öğretmen ve albaylar ile onların metalci çocuklarına ait Kadıköy görüntüsü yerini “tatlış” dört masalık cafe’lere ve sonsuz instagram fotoğraflarına, semtin güzel çocuklarının Beşiktaş’ı ise bol alkol, yüksek kira, kalitesiz mezelerle dolmuş bir kalabalık haline bıraktı. Bütün bir Beyoğlu; Sarıgazi’nin bıçkın delikanlılarını da, Dünya turuna çıkan bez pantolonlu ve heybeli, rastalı çocukları da, Vakıf üniversitelerinin en güzel gençlerini de, 336E son durak yolcularını da bağrına basıyordu oysa. Ve bunların her biri Beyoğlu’nun akşam güneşinde kendi halinde ara sokaklardan İstiklal Caddesi’ne oradan Asmalımescit, Yüksekkaldırım ve Talimhane’ye büyük gürültü ile gidiyorlardı. Ve bu kalabalığın yerini başka bir kalabalığa bıraktığı anlaşıldığında aslında İstanbul’un da dağıldığı anlaşılmış oldu. “Hinech Yafa” nın çok uzun süredir çalınmadığı fark edildi. 

Sonrasında ne olduğu sorusunun ise net bir cevabı yok. Çok iyi ve çok kötü müzik yapan Arap sokak çalgıcıları da geçti, Narmanlı Han da “restore” edildi. Yapı Kredi Kültür Kitapevi binası yeniden “gayet güzel” bir şekilde yapıldı. İlhan Koman’ın Levent’teki Yapı Kredi Genel Müdürlük binası önünde duran Akdeniz Heykeli saldırılardan korunmak için bu binanın içine alınarak “korunmaya” başlandı. vs. vs. Yazacak hem çok şey var hem de pek bir şey yok. Aslında hikaye Cihangir ve Galata’dan 2013 sonrası Moda, Yeldeğirmeni ve Yoğurtçu Parkı tarafına geçenlerin hikayesi değildi sadece. Bütün bir muhalefetin sokaktan geri çekilmesi en basit hak taleplerinin bile Türkiye’nin “merkez caddesi”nden taşınıp Kadıköy Boğa- Moda İlkokulu- Rıhtım ve tekrardan Kadıköy Boğa çemberinde kısık sesli “loop”a girmesi idi. Beyoğlu’nun gidilmediği için değil gidilip de bulunamayan şeyler için bir daha eskisi gibi olamayacağı söyleniyor şimdilerde. Ama dönüldüğü zaman güzelleşeceği herkes tarafından kabul edilmiş durumda. Demirören AVM çirkinliğini küçük ve zarif dükkanı ile unutturan İnci Pastanesi kaşıklarını uzatmış Beyoğlu’nun çocuklarını bekliyor.

Dönünce ilk bulamayacaklarımız ise Beyoğlu’nun Hanları. Moda’da Dondurmacı Ali Usta’nın karşısındaki taş bina/apartmandan da, Caddebostan sahildeki beyaz ahşap konaktan da bildiğimiz Sarıca ailesinin en büyüğü Ragıp Sarıca Paşa, Beyoğlu’nda iyi bir yatırım olarak düşündüğü 3 adet Han yaptırıyor ve isimlerine Osmanlı’nın “hükmettiği” toprakları veriyor; Rumeli, Afrika ve Anadolu. Ragıp Sarıca Paşa bu hanları yaptırdığı sırada 2. Abdülhamid’in (Mahmut Şevket Paşa’nın ifadesi ile Yıldız Sarayı’nda ikamet eden Baykuş) başmabeyincisi. 1908 Devrimi olanca ışığıyla İstanbul’da ve tüm memlekette yayılırken tarihler bir sene sonrasının 31 Mart’ını işaret ettiğinde Abdülhamid’in Selanik’te Alatini Köşkü’ne gönderilme vakti geliyor. Bu olaydan sonra Ragıp Sarıca Paşa da Rodos’a sürgün ediliyor. Sürgünde mide kanserine yakalanmış tedavi için İsviçre’ye gitmiş fakat dönüşte çok yaşamayarak, Çiftehavuzlar’daki köşkünde 1920 yılında vefat ediyor.

Ragıp Sarıca Paşa’nın “iyi yatırımları” olan 3 büyük han ise Beyoğlu tarihinde önemli yere sahip oldular. 

Rumeli Han

Beyoğlu, İstiklal Caddesi, No.48’de bulunan han, 1897 yılında yaptırılmıştır. İstiklal Caddesi ile Öğüt Sokağı’nı birbirine bağlayan pasajın mimarı August Jasmund’tur. (1)

Binanın yerinde önceden Bodos ve Kevork isimli şahısların odun depoları bulunmaktaydı. Yapı adası olarak Beyoğlu Ağa Camisi’ne bitişiktir. Pasajda ve caddede toplam otuz dükkan bulunmaktadır.

Bütün yapı malzemesi Avrupa’dan gelen bina o dönemin en ileri teknolojisine sahipti. Pasaj girişinin iki yanında birinci katta caddeye çıkan konsol kısımlar bulunmaktadır. Kapı üstünde kitabeye benzeyen tarihler yazılıdır. Pasajın üst katlarına da çıkılabilen beş kapısı bulunmaktadır. Yapı yedi katlı ve kagir olarak inşa edilmiştir. Üst katlar konut olarak planlanmış olup 56 daire bulunmaktadır. Binanın yapıldığı dönemde eklektik mimari stili çokça kullanılmaktaydı. Özellikle giriş kapısı fazlaca süslü ve detaylıdır. 

Pasajın eski kiracıları arasında Reboul Eczanesi vardı. Jean Cesar Reboul tarafından kurulan Eczane binanın ilk kiracısıdır. Eczane kurulduğu dönemde Grand Pharmacie Parisienne ismiyle faaliyet göstermiştir. Cesar Reboul 1944 yılında vefat etmiş ve eczane Türk ortakları tarafından devam ettirilmişti.

Rumeli pasajı denince eski kuşakların aklına Abdullah Efendi Lokantası gelmektedir. Beyoğlu’nun yüz yıllık tarihi sürecinde İstiklal caddesi üzerinde kurulmuş en mükemmel lokanta Abdullah Efendi Lokantası olduğu iddia edilir. O dönemin tüm önemli kişilerinin bu lokantada yemek yedikleri rivayet ediliyor. Lokanta 1888 yılında Galata’da içkili Victorya Lokantası olarak kurulmuş ve o adreste 32 yıl devam etmiş. 1920 yılında Beyoğlu’ndaki Rumeli Pasajı’na taşınmış ve burada 48 yıl faaliyet göstermiştir. Keten masa örtüleri, Yıldız marka perselenleri, servis kadrosu ve muhteşem lezzetli yemekleriyle Beyoğlu’nda adeta bir efsane olmuş. 1968 yılında Emirgan Korusu’nun içinde yeni adreslerine taşınmış ve 1993 yılında kapanana kadar burada hizmet vermiştir. 

Türkiye Komünist Partisi ise Pasajın kapanmadan önceki en ünlü kiracısıydı. Öğrenci Bürosu ve Beyoğlu ilçe örgütünün bulunduğu binanın Ağa camii tarafında büyükçe bir TKP logosu, zaman zaman ise halkı “boyun eğme”meye davet eden yine oldukça büyük boyutlardaki pankartları, Tünel tarafından Taksim meydanı’na yürüyenleri selamladı. 

Binanın 62 kiracısı 2014 yılına kadar çıkarıldı. Hilton zincirinin üst markalarından biri olmak üzere restorasyona girdi. O günlerde yapılan açıklamaya göre (2) Hilton Worldwide, Curio-A Colellection by Hilton markasına Avrupa’da açacağı iki oteli ekleyecekti. 2017’de açılacağı belirtilen otelin 173 odalı, şık bir restoran ve bara sahip olacağı belirtiliyordu. Fakat Han 2017 yılında 450 milyon bedel ile ikinci kez icaradan satışa çıkartıldı (3). Satışın tamamlanıp tamamlanmadığına dair ise herhangi bir haber yok.

Rumeli Pasajı’nın Zaman süreci içinde pasajda bulunan dükkanlardan bazıları şunlardı; Makridis Pastanesi, Perukar ve Berber salonu İliadis, Rus kuyumcu Mecleviç, Terzi Teodoridis, Doktor Manailoğlu, Galeri Edip ve Abdullah Efendi Lokantası.

Afrika Han

Beyoğlu, İstiklal Caddesi, Büyükparmakkapı Sokak No.13’de bulunan han,  1905 yılında yaptırılmıştır. Büyükparmakkapı ile Küçükparmakkapı sokakları birbirne bağlayan pasaj dört bloktan meydana gelip artı şeklinde bir avlu etrafına inşa edilmiştir. Pasaj, klasik düzende olmayıp 1070 metrekarelik taban alanına sahiptir. Yapı dört blok olup dört girişi bulunmaktadır. Bina, bodrum ve zemine kat olmak üzere toplam sekiz katlıdır.

Bu yapıda sekiz katta 60 apartman dairesi bulunmaktadır. Bunlar bugünkü stüdyo tipi daireler olup her biri 50 metrekaredir. 1920 yılında yapılan bir sayımda bu handa 34 Rum, 11 Levanten, 7 Ermeni, 3 Musevi ve 2 Müslüman aile ikamet etmekteydi. Pasajın Beyoğlu Caddesi’ne cephesi yoktur. Yapıldığı dönemde bu çevrenin ileri gelen aileleri burada oturmaktaydı. Apartman kendine Türk edebiyatı içerisinde de yer bulmuştur. Örneğin Attila İlhan’ın “O Karanlıkta Biz” romanının baş erkek karakteri Ahmet Ziya da bu binada oturmaktadır.

Yapının eklektik bir üslubu vardır. Büyükparmakkapı Sokağı’na bakan cephesi ise daha gösterişli inşa edilmiştir. Yapının iki yanında son kata kadar çıkan konsollar bulunmaktadır. Ara kısımda ise her katta dört açık balkon görülmektedir.Yapının birinci katında yuvarlak kemerli pencereler olmasına karşın diğer tüm pencereler dikdörtgen tarzındadır. Konsollar üzerine yerleşmiş çıkmalarda taş işçiliği göze çarpmaktadır. Alt kısımda ise yirmi tane dükkan bulunmaktadır. 

Beyoğlu ve çevresinin kimlik değiştirmesi ile önemli aileler buradan göçmüşlerdir. O dönemlerde burada iki tane önemli ayakkabıcı vardı: Garbis ve Onnik Papazyan. Ayrıca kuaför Dimitri ve Matbaacı Karyan’a ait dükkanlar bulunmaktaydı.

80’ler ve 90’lar boyunca bu apartmanlarda daha ziyade üniversite öğrencileri kalmaya ve ufak ticari girişimler yer almaya başlamışlardı. Üst katlarında son dönemlerinde “Akşam Sefası” adlı sadece bilenlerin gittiği meyhaneye ev sahipliği yapan hanın alt kattaki mağazalarında ise büfe, tekel bayi, pideci gibi işletmeler bulunmaktaydı. 2006 yılında Caffe Nero’yu Türkiye’ye getiren Işık Keçeci Aşur ve eşi Mustafa Aşur tarafından satın alınan (4) Han’ın, 2013 yılında Hakan Şükür’e otel yapmak amacıyla devredildiği söylense de şu anki durumu hakkında net bir bilgi yok.

Anadolu Han

Beyoğlu, İstiklal Caddesi, No.127’de bulunan han İstiklal caddesi ile Turnacıbaşı ve Erol Dernek sokaklarını birbirne bağlayan bir pasaj.

Pasajın arka kapısının açıldığı Erol Dernek Sokak, o dönem de gözde konutların olduğu bir yerdi. Bu sokağın adı Alleon (alyon) Sokak olup ismi de Alleon ailesinden gelmekteydi.

Pasajdan önce burada Beyoğlu’nun ünlü elbise mağazası Madame Latour ve Hayden’in bulunuyordu. Ragıp Sarıca bu mağazaların bulunduğu parseli satın alıp Anadolu pasajını yaptırdı.

Yapı 830 metrekarelik bir alana inşa edilmiştir. Zemin kattaki pasajda 17 dükkan ve üst katlarda konut olarak planlanmış 20 daire bulunmaktadır. O dönemde İtalyan tipi bina yaptırmak moda olduğu için o tarzda, beş katlı ve kagir olarak yaptırılmıştır. Özellikle Beyoğlu Caddesi’ne bakan ve girişlerin üstünde yer alan konsollar yapının karakteristik özelliğidir. Birinci kat diğerlerine göre daha yüksek tasarlanmıştır. Çıkmanın yivli kolonlarla çevrilmiş olduğu ise dikkat çekicidir. Binanın arka sokaklara bakan cepheleri ise daha sadedir. 

Bu pasajda eskiden mefruşat ve manifatura mağazaları bulunmaktaydı. Lazarro Franko dönemin en ünlü dekorasyon ve mefruşat mağazasıydı Yine dönemin en önemli lokantası Brasserie de l’Orient buradaydı ve bu mekanı işleten kişi ise Niko Valavanis idi. 1934 yılında lokanktanın işletmecisi değişmiş ve yeni lokalin ismi ise Anadolu Birahanesi olmuştu.

Ağa Camisi’nin karşısında Sakızağacı Sokak’ta meşhur olan Hacı Salih Lokantası ise 1985 yılında bu pasaja taşınmıştı. Lokanta Sakızağacı Sokak’taki şöhretini burada sürdüremedi.

Bugünlerde ise yapıyı bir ayakkabı firması mağaza olarak kullanıyor.

Beyoğlu’nun son 110 yılına tanıklık etmiş “Hanlar” her şeyin çok güzel olacağı günleri bekliyor. Çocuklar ve ağaçlar Beyoğlu’na doğru adım adım yeniden yaklaşırken bizler “yurtiçi seçmen kayıtlarımızı” “e-devlet”ten sorgulayıp her ihtimali hesaplamaya çalışıyoruz. İstiklal caddesindeki 3 han hepimize aslında hanların ve sarayların “bina” olarak varolabileceğini, yaptıranların ise nasıl bu kentten ve dünyadan gideceğine, sonrasında nasıl anılacağına ancak o kentin “sakinleri”nin karar verebileceğini tekrar tekrar hatırlatıyor.

(1) Turan Akıncı, Beyoğlu – Yapılar, Mekanlar, İnsanlar (1831-1923)

(2) https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2015/07/26/hilton-curioyu-turkiyeye-getiriyor#

(3) http://htemlak.haberturk.com/diger-haberler/haber/1364581-tarihi-rumeli-han-450-milyona-satisa-cikiyor

(4) http://www.patronlardunyasi.com/haber/Beyoglu-ndaki-Afrika-Han-satildi/78366