Yaşam

Istanbul Board Game Enthusiasts: Birini tanımak için, onunla oyun oynamak gerekir

Günümüz şehir hayatının yoğunluğu ve temposu sebebiyle insanlar dinlenmek ve eğlenmek için evde daha fazla zaman geçirmeye başladı. Öyle ki günümüz bireylerinin birçoğu evlerinden online oyun oynamayı ya da 7 ölümcül günahtan biri olarak sayılan Netflix’ten dizi izlemeyi tercih ediyor. Ancak bu durumun istisnaları da yok değil. Istanbul Board Game Enthusiasts adı altında birleşen bir grup insan, her hafta bir araya gelerek masaüstü oyun oynuyor, bu kültürü yaymayı ve yaşatmayı amaçlıyor. Punto dergi olarak Beşiktaş Pegasus Cafe’de ekibin kurucularından İzi Mizrahi ile buluşarak masaüstü oyunlar ve oyun kültürüne dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Seçkin Serpil: Öncelikle kavramsal bir soru ile başlamak isterim. Masaüstü oyun bir hobi midir? Boş zamanları değerlendirme aktivitesi mi? Evde bir araya gelen arkadaşların oynadığı Tabu’dan farkı nedir?

İzi Mizrahi: Ben hobi olarak görüyorum. Kutu oyun, masaüstü oyun ya da “Boardgame” benim için bir hobi. Ama burada hobiyi ne bağlamda kullandığımız önemli olabilir. Yani boş zaman değerlendirmek hobi midir değil midir diye sorulabilir. Buraya gelenler  bir arada oyun oynamak ve yeni oyunlar keşfetmek için geliyor. Tanımadığın insanlarla tanışabiliyorsun ve aslında bir nevi oyun birlikte zaman geçirmek için hem araç hem de amaç .  Hobisi oyun olanlar bir araya geldiği gibi alelade oyun oynamak isteyenler de geliyor. Tabu’dan farkı zihinsel olarak, düşünsel olarak farklı küçük maceralara çıkıyor olmak, ilginç problemleri, bulmacaları çözüyor olmaktan keyif almak için. 

Masaüstü oyunu oynarken bir insanla gerçekten tanışabiliyor musunuz? Online oyun oynamaktan farkı tam olarak nedir?

Online oyunların çoğunda daha farklı beceriler gerekiyor, kutu oyunda olduğu şekilde bir yaratıcı problem çözme becerisi kullanılamıyor. Bence, bundan daha önemlisi, dijital oyunlar en azından bugünün teknolojisi ile fiziksel oyunun hissiyatının yerini hiç bir şekilde dolduramıyor. Karşındaki oyuncu ile göz göze gelmek, heyecanını paylaşmak, tepkilerini görmek beraber espiri yapıp gülebilmek  herhangi bir online oyundan alınabilecek keyiften çok daha farklı bir şey. 

Oyun oynarken tanışmak daha farklı bir tanışma, belki 2 saat sohbet ettiğin birinin işini, hobisini, hangi takımı oynadığını öğrenirken 2 saat oyun oynadığın biri hakkında oyun sırasında bunların çok küçük bir bölümünü öğreniyorsun. Ama buna karşılık, küçük bir tecrübeyi beraber deneyimlerken karakteri hakkında ilginç detayları öğrenme imkanı buluyorsun. Oyunu önde götürürken ya da kaybederken yaptığı mimikler ya da jestler insanları tanımana yol açıyor. Oyun içerisinde kuralları zorlama ya da sesini yükseltme gibi detaylarla hırslı yapısını gözlemleyebiliyorsun. Sosyalleşmek için mi oynuyor, kazanmaya mı oynuyor. Laf olsun diye mi geliyor, gözlemlemek için mi bulunuyor bunu tahlil edebiliyorsun. Kimi oyuncu bir başka oyuncuyu oyundan düşürmemek ya da üzmemek için geri planda duruyor, kimisi kazanmak için rakipleri manipüle ediyor ya da kuralları görmezden geliyor. Çiftlerin bir oyunu oynamalarını izlemek onların ilişki dinamiklerini gözlemleyebilmek için çok farklı bir fırsat olabiliyor.

Daha iyi bildiğim bir alanda örnek vererek sorayım. Örneğin satranç iki taraflı bir oyun. Bu bağlamda soğuk savaş sırasında Sovyetler ve ABD arasında gerilimin de yansıdığı tarihsel rolü olan bir oyun. Satrançta kazanan oyuncu bazen konum dengede olsa bile psikolojik olarak rakibi zorlar, onun psikolojisine oynar. Ya da tam tersi kötü konumda olmasına rağmen direnir, direnerek oyunu berabere bitirir ya da geriden gelerek kazanır. Bu bağlamda iyi bir satranç oyuncusu soğukkanlı, mücadeleyi elden bırakmayan, zamanı yönetmeyi iyi bilen ve sabırlıdır bir kişidir denebilir.  Buraya gelen  masaüstü oyuncuların ortak  özellikleri nedir? 

Buraya her yönelimde oyuncular geliyor ve ona göre oyun tercih ediyorlar. Kimi oyunlar çok daha rekabete dayalı. Daha yumuşak huylu olup, oyuncuların kendi oyunlarını kurduğu ve rakibe bulaşmadan oynanan oyunlar da mevcut. Benim tecrübem çerçevesinde kuralları esnetmeye çalışan oyuncu, oyunbozanlık yapan, “sore winner” “sore loser” olmamak lazım. Oyunu kaybedince aşırı söylenmemek mızmızlanmak veya kazanınca üstünlük taslamamak lazım. Kazanmak her şey değildir. Oyunun amacı kazanmak elbette ama karşıdakini parçalamak , rencide etmek değil. Bitince rakibin elini sıkabiliyor olmak başka bir oyuna oturabiliyor olmayı amaçlarız. Oyun bitince üzerine sohbet etmek, oyunun, oyuncuların nasıl oynadığı üzerine konuşmak da hobinin bir parçası sayılabilir. Rekabetin aksine oyunlar da var.  Örneğin Pandemic oyununda dünyaya hastalıklar yayılırken bir arada dayanışma içersinde oynamayı deneyimliyor, dünyayı hep beraber kurtarmaya çalışıyorsun oyun içinde. 

Sizin grubunuz Istanbul Board Game Enthusiasts nasıl başladı? 

Biz bir hobi grubuyuz. Ben grubu yaklaşık 11 sene önce Facebook’un ülkemizde popüler olduğu ilk dönemlerinde kurmuştum. Amerika’da öğrencilik yaptığım sıralarda bu hobiye aşina oldum.  Türkiye’de kutu oyunu nedir diye sorulduğunda insanların büyük kısmı bu geniş dünyayı Risk, Monopoly, Scrable’dan ibaret görüyordu. Önce bir mail grubu kuruldu, geleneksel bir yöntem denendi. Ancak iletişim 3-5 kişi ile sınırlı kaldı. Ardından Facebook’ta çok aktif bir gruba dönüştü. 

Mekan olarak neresini kullanıyordunuz? Birilerine misafir olmayı mı tercih ediyorsunuz?

Buluşacak yerde başlarda zorluk çeken bir gruptuk. Daha sonra bu hobiye gönül vermiş bir çift kafe açmaya karar verdi. Beşiktaş’ta Kuka Cafe’yi açtılar. İlk olarak orada grubun düzenli buluşmaları başladı. Şimdilerde ise Beşiktaş Pegasus Cafe’de buluşuyoruz. Bu mekanda sadece masaüstü oyunlar için değil, bizim dışımızda başka alt kültürler Warhammer ve kart oyunları oynayanlar da buluşuyor. 

Sizin grup olarak belli günleriniz var mı? Nasıl organize oluyorsunuz?

Genelde iş çıkışı saatleri buluşuluyor. Salı günleri Kadıköy’de, Çarşamba Beylikdüzü’nde, Perşembe  Beşiktaş ve Florya’da, Cumartesi Günleri Suadiye’de, Pazar günleri Beşiktaş’ta etkinlik oluyor. Salı Kadıköy, Perşembe Beşiktaş yıllardır sekteye uğramadan devam ediyor. Diğerleri sıklıkla yapılıyor.  İnsanlar grup üzerinden birbirini bulup farklı yerlerde yeni etkinlikler açmaya devam ediyor. 

Turnuva yapıyor musunuz? Gelen kitlenin seviyesi nedir?

Önce Catan turnuvası düzenledik. Daha sonra Twilight Struggle isimli soğuk savaş dönemini konu edinen rekabetçi bir oyunun da turnuvasını düzenledik. Amerika ve Rusya arasında tarihsel olaylara atıfta bulunan içeriği zengin yapıda bir oyun.Turnuvaya uygun tematik olsun diye turnuvayı kazanana bir şişe Rus votkası hediye edilmişti.

Bu masaüstü oyunları kategorize ederken, örneğin demin rekabete dayalı diye belirttin, demin benim oynadığım 7 Wonders’ı “Deste oluşturma oyunu” olarak tanıttınız. Kaç temel kategori var? Nasıl kategorize ediliyor?

Satranç ya da Go da temelde bir kutu oyun olduğu için çok geniş bir yelpaze söz konusu. Tamamını kategorize etmem zor olur. Ama bugün hobinin yaygınlaşmasını sağlayan, merkezinde olan oyun tiplerini ele alırsam, yeni birine hobiyi anlatırken oyunu mekanik veya işleyişlerine göre değil daha çok ağırlığına, yani zorluğuna göre kategorize edebilirim. Öğretme/öğrenme zorluğu ve stratejik derinliğine göre kategorize ediyorum demek daha doğru olur sanırım. Örneğin ‘Direniş’ oyunu ya da şu an arka masada oynanan Secret Hitler oyunu daha kalabalık oyuncu grupları için tasarlanmış ve öğretmesi de 5-10 dakikayı geçmeyen oyunlar. Bu tarzda oyunlar sosyalleşme öncelikli, herkesi oyuna dahil etmeye çalışan toplam süresi 15 dakika ile 60 dakika arası olan oyunlar. İkinci kategori ise anlatması 15-20 Dakika süren ve yaklaşık  bir saat , bir buçuk saat süren oyunlar , senin oynadığın 7 wonders öyle bir oyun. ”Gateway”, giriş seviyesi veya aile oyunu diye de tabir ediliyor. Bu oyunlar daha sıkı oyuncular için “ısınma” gibi de oluyor. 3. Kategori , örneğin az önce bizim oynadığımız Tramways gibi, kurallarının anlatılması bile yarım saat veya üstünde sürebilen ve  oyun süresinin 3 saatleri bulabildiği oyunlar. Az da olsa 10 saat sürebilen örnekleri de mevcut. Bu tip oyunlarda oyuncunun takip etmesi gereken daha fazla parametre oluyor. Kişinin sadece kendi oyununu değil, rakip oyuncuların hamlelerini ve oyunu dikkatlice takip etmek gerekiyor. Çok fazla parametre ile hem önceki turları takip etmek, hem de olası hamleleri öngörmek ve rakibin hamlelerini önlemek gibi stratejik kararlar alması bekleniyor oyunculardan. Her zaman bu zor oyunları tercih etmiyor insanlar. Çünkü gerçekten hesaplamak, odaklanmak  ve zihnini kullanmak gerekiyor. İş stresinden çıkıp burada bunlarla kafa yormak istemeyen, 1. veya 2.kategori, daha az eneji ve zaman alan oyunlara da yönelen oyuncular oluyor.

Mesela seninle tanıştığımız ilk zamanlarda Risk üzerine sohbet etmiştik. Ben çok sevdiğimi söylediğimde , sen “bir zamanlar ben de Risk’i çok severdim” diye bir cümle kurmuştun. Risk bu saydığın kategorilerden hangisine giriyor? 

Ben Risk’i daha çok geçiş oyunu sınıfında değerlendiririm. Kendimi bu konuda uzman addetmem.  Ama tecrübeli bir oyuncu olarak görüyorum. Benim yaklaşık 200 tane oyunum var, 50 tane elden çıkardığım oyun var. Başka kişilerde oynadığım oyunları da hesaba katarsak 400-500 tane oyun görmüş olabilirim. Risk’in kötü değil ama çok da iyi bir oyun olmadığı kanısına vardım. Mesela Monopoly hiç iyi bir oyun değil.

Monopoly neden iyi bir oyun değil?

Oyun çok şansa dayalı, bu dengesizlik yaratıyor. Bu herkes için oyunu kötü yapmaz. Ama daha da önemlisi oyunu bir süre oynadıktan sonra bazı oyuncuların oyuna geri dönme ihtimali ve iddası kalmıyor. Geride kalmalarına rağmen oyuna “ayıp olmasın” diye devam etmek zorunda kalınıyor. Belli bir kırılma noktasından sonra oyun birkaç kişi arasında dönüyor ve diğer oyuncular oyuna gönülsüz devam etmek zorunda kalıyor. Oyuna geri dönebilme ihtimali yoksa, bunu kabul edilebilir kılacak başka bir parametre var: Zaman. Eğer bu ihtimal yoksa oyun süreci kısa olmalı, oyun 15 dakika sürüyorsa ve senin 5. Dakikada kazanamayacağın kesinleşirse 10 dakika beklersin ve oyuna seyirci kalabilirsin. Ama oyun bir buçuk iki saat sürüyorsa, ve oyundan erken düştüysen, hiç bir fark yaratamayacağını bilerek devam ettiğin oyundan keyif alma şansın düşüyor. 

Peki İyi bir masaüstü oyun neye göre belirleniyor? Oyunda tutma mı? Zorluk mu? Oyuncuların geri dönme ihtimalini hesaba katmak mı?

Burada objektif bir kriter koymak zor. Öznel yaklaşımlar var. Bu hobiyi yakından takip eden insanların genelde ya bir temayı doğru yansıtmış oyunları ya da stratejik derinliği ön planda olan oyunları iyi olarak nitelendiriyor. Örneğin Lord of the Rings dünyasını yansıtan oyunlar sevilebilliyor, ama burada bir oyundaki bir figürün adını Gandalf koymanın ötesine geçen, Orta Dünya’nın ruhunu yansıtmış tematik oyunlardan bahsediyoruz. Oyunun mekanikleri, kuralları açısından anlatması kolay, ama ustalaşması zor oyunlar çok tercih ediliyor.

Bu bağlamda son söylediğin bana Satrancı çağrıştırdı. Kurallarını anlatmak yarım saat ama; ustalaşmak için senelerce oynasan bile tam vakıf olamıyorsun. Bu hobiyi takip edenler satrancı nasıl görüyor, konumlandırıyor?

Satrancı, Go’yu ve tavlayı da masaüstü oyun olarak görüyoruz. Ama biz bunları “soyut masaüstü oyunlar” olarak adlandırıyoruz.  Demin değindiğim tematik oyun konusunu biraz açmak istiyorum: 1- Teması 2- mekanikleri 3-  tasarımı oyunun iskeletini oluşturuyor. Tema Soğuk Savaş dönemi olabilir, Sanayi Devrimi’ndeki sanayicilik olabilir,  tımarhanede geçen bir korku oyunu olabilir… Bu açıdan satrançta taşların Lord of the Rings karakterleri  adını alması onu Lord of the Rings evrenine dair yapmıyor, temayı oyuna yedirmiş olmak önemli. Görsel olarak boyamış oluyorsun, oynadığın yine satranç oluyor. Vinhos diye bir oyun var, Portekiz menşeili   bir şarap yapma oyunu. Oyunda yapılan hamleler; bağ evi almak, şarap uzmanı işe almak, bağına çiftçi almak, şarap üretip şarap yarışmasına sokmak, değerlendiren eksperlere rüşvet vermek vs. Temaya fazlasıyla uygun.  Çok farklı temalardaki oyunlarda ilginç dinamikleri deneyimleyebiliyorsun. Bir diğer faktör de oyunun mekanikleri; yani parametreler sayısı ve bunların birbirlerine entegre olması. Başarılı oyunlarda bu parametreler birbirine pürüzsüz bir şekilde etki ediyor. Hobiyi takip edenler, parametrelerin birbirine entegre olmadığı oradan puan al buradan puan al ne yapmış oldum ben şimdi diye düşündüren oyunlar için “puan salatası” adını kullanıyor. Bu tip çok iyi tasarlanmamış oyunlarda 3-4 tane bağımsız mini oyunu bir arada oynuyormuş gibi oluyor oyuncu. İskeletin üçüncü başlığı ise tasarımı, oyunun çok iyi mekanikleri ve teması olabiliyor. Ama bunu doğru tasarım ile oyuncuya aktarabilmiş mi? Tasarım başarısız olursa oyunculara o ruh geçmiyor ya da görsel olarak oyuncuları tatmin edemiyor.

Peki ben masaüstü oyunlarına başlamak istersem, ne yapmalıyım?

Bizim Facebook grubumuz bir başlangıç olabilir. Gruptaki insanlardan oyun tavsiyesi alabilir. Etkinliklere gelip bir çok farklı oyunu oynamayı öğrenebilir veya almadan önce deneme fırsatı bulabilirsin

Dünyadaki gelişmeleri takip etmek isteyenler nerelere bakmalı? Nasıl ve nerden takip ediliyor?  

Avrupa ve ABD başı çekiyor ama dünyada gelişen her yerde büyüyor hobi. İnternette çok fazla kaynak, site var takip etmek için. Almanya ve İngiltere gibi bazı ülkelerde gazetelerde yeni çıkan kutu oyunlarıyla ilgili haberler oluyor. Daha yakın takip etmek isteyenler forumlardan faydalanıyor ve fuarlara gidiyor. Almanya Essen’de her sene hobiyi takip edenlerin en büyük buluşması oluyor: Spiel Fuarı. Hem yeni oyunlar tanıtılıyor, hem de satılıyor fuar alanında. Dünyanın çeşitli yerlerinden bir araya gelenler oyun oynamak ve yeni oyunları herkesten önce deneyip almak için fırsat bulmuş oluyor.  4 gün sürüyor, 150.000 kişi geliyor

Sizin gruba üye olan biri olarak ilgimi çeken nokta, günümüzün ruhuna aykırı bir şey yapıyor olmanız. Günümüzde herkes basit Facebook oyunları isterken, ev konforunda yalnız oynamayı tercih ederken, hızlı tüketirken… Gündelik iş koşturması ve şehir akışı içerisinde hiç kimse film izlemeye bile zaman ayırmıyor ve dizilere yöneliyor. Hatta öyle ki dizilerin de kısaları makbul, birkaç film izlemek yerine 5-6 bölüm dizi izlemek, hızlıca tüketmek daha cazip geliyor. Modern hayat, tüketim toplumu insanları bu kalıplara iterken her hafta hobiyi takip edenler birkaç saat buraya gelip bu akışın karşısında konumlanıyorlar. Bugün ben röportaj için geldim ve bir sürü farklı insanla tanıştım. Sen yıllardır oynayan biri olarak birine neden bu hobiye başlamasını önerirsin? Sende nasıl bir değişikliğe yol açtı?

Benim artık en çok görüştüğüm insanlar oyuncu arkadaşlarım. Ben bazen haftada bir, bazen haftada iki kere bu oyuncularla buluşup oyun oynuyorum. Eşim dışında, hiçbir arkadaşımı ya da aile ferdimi bundan daha sık görmüyorum. Herkesin başka öncelikleri ve zorunlulukları oluyor. Şehir hayatı içerisinde bu kadar düzenli bir görüşme mümkün değil. Ben demin bahsettiğim Tramways oyununu oynarken örneğin, oyunun gerçekliğini kabul ediyorum. O sırada ne iş stresi, ne ülke gündemi, ne başka sorumluluklarımı kafamda taşımıyorum. Sadece oyuna odaklanıyorum ve oyun beni kendi gerçekliğine davet ediyor, bir yolculuğa çıkarıyor diyebilirim. Benim oyun koleksiyonum 50 oyundayken bir ömür yeter bu kadar oyun demiştim Sonra 100 oldu, 150, 200 oldu. Birkaç yıldır buralarda seyrediyorum şimdilik üstüne çıkmadım. Çünkü yeni alırken bir yandan oynamadığım oyunları da satıyorum. Biraz hobiyi paylaşma ruhu biraz da yeni oyunlara yer açma isteği ile oyunlarla daha rahat vedalaşıyorum. Maria Kondo’nun şimdilerde popüler olan bir öğretisi var. Bana da oyun konusunda çok uydu. Kıyafet dolabı için, evdeki bir çok eşya için kalabalıkta boğulma sana bakınca mutluluk vermeyeni at diyor. Öyle yapmaya gayret gösteriyorum. 

Son soru olarak, senin tüm bu yolculuğa çıkış sebebin olan oyun hangisi? Nasıl bu hobiyi takip edenlerden biri haline geldin? En sevdiğin oyun nedir?

İlluminati diye bir oyun. O güne kadar sadece satranç ve Monopoly gibi oyunları bilirken benim ufkumu genişletti bir anda. İlk oynadığımın ertesi günü gidip oyunun bir kopyasını almıştım. Oyuncular arasında sürekli pazarlık yapılan ittifaklar ve ihanetlerin mütemadiyen gerçekleştiği eğlenceli bir oyun. Bugün baktığımda daha iyi oyunlarım var. Ama yine de yeri ayrıdır. En sevdiğim oyunu seçmem çok zor. Ama çok sevdiğim iki oyunu örnek verebilirim: Dominant Species ve Agricola. Dominant Species’de her oyuncu, böcek, memeli, sürüngen vb. gibi farklı bir tür olarak buzul çağı gelirken değişen coğrafi koşullarda azılı rekabet halinde evrimleşip hayatta kalmaya çalışıyor. Agricola’da ise her oyuncu kendi çiftliğini yönetiyor. Hasat, hayvan yetiştirme, kışa hazırlık erzak depolama gibi süreçler için stratejik kararlar veriyor. 

Benim sorularım bu kadar. Çok teşekkür ederiz. Eklemek istediğin bir şey var mı?

Ben teşekkür ederim.