Sanat

Zaman iyi ressamın hep yanında olur: Resul Aytemür ile resim üzerine

Tutkunaz Erat ve Utku Eroğlu, Türk resminin önemli isimlerinden Resul Aytemür’ü “Aynalardan Sokaklara” sergisi vesilesiyle ziyaret etti. Sergi 25 Mayıs’a kadar Akademililer Sanat Merkezi’nde devam edecek.

Utku Eroğlu: Resul Aytemür kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Resul Aytemür: Malatya doğumluyum. Malatya’dan geldiğim zaman futbolcuydum zaten. Malatyaspor’a gidecektim vazgeçtim, geldim burada okumak için. Onun yanında beni de yönlendiren biri vardı. Yönlendirmek önemli bir şey. Şöyle söyleyeyim, Neşet’ten (Neşet Günal) mezun, Aka Gündüz Temur diye bir ressam var, belki duymuşsundur. İyi bir ressamdır. O Malatyalı, Malatya’ya gelmişti tesadüfen bizim eve de geldi. Resimlerimi görünce oğlum ne duruyorsun dedi, git resim yap yani futbol tamam da… Böyle bir karar verip geldik çok cüzi bir parayla, kimse de yok yanımızda. İlk sene giremedim Akademi’ye, ikinci sene girdim. Ama direkt Neşet’i seçtim. En sonuncu, yedeklerin yedeği olarak kazandım. Yani son artık ne olacak. Girdik neyse, Neşet Günal’ın atölyesindeyim. Futbol da oynuyorum, Vefa’nın santraforuyum. Hatta Beşiktaş’a da geçtik sonradan. Oynuyorum işte, resim de yapıyorum fakat az gidebiliyorum okula. Futbol da oynadığım için çift antrenmanlar oluyor. Son dakikada gelip çiziktiriyorum işte. O zamanlar Nedret (Sekban) var Hüsnü (Koldaş) var atölyede. Yani Mevlüt (Akyıldız) falan, hepsi var. Onların hepsi çok çalışıyor, ben geride kalıyorum. Yine de bir şey demiyordu hoca. Biraz yeteneğime güveniyordu, hatta ilk resme başladığımda görmüştü Kemancı* resmimi. Vefa’nın o zaman bir idarecisi vardı. Oraya gittim, depolarında yağlı boyalar vardı böyle top top. Üç, dört rengi vardı. Kırmızı, sarı, mavi falan. Ben dedim bunları satın alayım. O hediye etti, bir çuval. Getirdim okula koydum, bir kısmını da eve götürdüm. İşte ilk resim denemesi, bu hatta Deniz’in (Çerkesoğlu) portresi. Deniz’i tanıyorsunuz, Model Deniz.

U.E: Deniz abla, evet hala okulda.

R.A: Geliyor mu? Modellik yapmıyor ama?

U.E: Öğle yemeklerinin artıklarını toplayıp kedileri besliyor.

R.A: Hayvanlara büyük ilgisi vardı. Onun deseniydi, çizemedim, yetiştiremedim. Nedret (Sekban) de arkamda. Nedret bunu çiz de bir yardımda bulun dedim. Yarısını da o çizdi hatta.

*Kemancı, Resul Aytemür

Tutkunaz Erat: Anlaşılan Neşet Bey’in sanatsal gelişiminizde çok büyük rolü var.

R.A: Bugün sabah Neşet’in (Günal) kitabını inceliyordum. Ne güzel adam ya! Benim daha önceden kırtasiyem vardı okulun karşısında, “Akademililer” diye. Ama sadece sanat malzemeleri satıyordum. Getirirdi tüm desenlerini onların fotokopisini çektirirdi. Sonra fotokopilerin üzerinde çalışırdı yani tuvali ona aktarırdı öbürleri tertemiz kalırdı. Epey desen yapıyordu, otuz tane, kırk tane getirirdi. Çok güzel bir adamdı. Şimdiki hocalar gibi değil yani, farklı bir adamdı. Geçen giysisini gördüm de fotoğrafında. O kadar mütevazi bir adam ki. Profesör olmuş artık emekliye ayrılmış, olabildiğince sıradan giyinirdi… Nerede kalmıştık?

T.E: Öğrencilik yıllarınızdan bahsediyordunuz.

R.A: Neyse, bir hafta sonra geldik. Böyle bir palet var, palete boyaları koyduk. Dört renk var. Sarı böyle bir top duruyor, kırmızı böyle duruyor, mavi böyle duruyor. Yeşil yok, karıştırıp buldum zaten. Bir de beyaz duruyor. Bu kadar, dört tane renk. Şimdi, o atölyede öyle bir şey yok. Görüyorsun, belki de vardır bilmiyorum. Eskiden kahverengi sürerlerdi, ve sıktıkları boya şu kadardı. (Eliyle az işareti yapıyor) Neşet de dahil. Ufak ufak yaparlar. (Eliyle çok işareti yapıyor) Ben tam tersi böyle sıktım. Neşet girdi içeri, şöyle bir baktı şaşırdı. Bir daha baktı, bu ne dedi. Dedim boya. Ne yapacaksın dedi. Resim yapacağım dedim. Allah allah dedi. Onun bir lafı da vardır… (Gülüşmeler) Sonra neyse, işte başladım yapmaya. Bir kısmını elimle yaptım zaten orada dikkat edersen izi vardır. Bitirdim resmi, bir hafta sonra geldi baktı çok beğendi. Hatta inceledi nasıl yaptın diye. Kırmızılar vardır, kırmızının koyu kırmızıyla iç içe geçmesini böyle nasıl yaptın diye sordu. Ellerimle yapmıştım. Çok beğendi ve beni hiç yönlendirmedi. Yani Nedretler gibi yahut Ahmetler (Umur Deniz) de dahil, serbest bıraktı. Yap dedi, nasıl yaparsan yap. Yönlendirmek budur zaten aslında. Yoksa başka türlü yaptırırdı. Hatta Mehmet Güleryüz asistandı bizim. Bir resim yapmıştım, kedi, köpek resmi. Mehmet Güleryüz öyle şeyleri çok severdi. Hemen beğendi götürdü tavana astı. Neşet geldi mesela, kızdı. Niye asıyorsun bunu diye. Yönlendirme gibi oluyor biliyor musun, Mehmet Güleryüz tipi resim oluyordu, kendine yönlendiriyordu. Neşet kızmıştı. Ondan sonra öyle devam ettik atölyeye işte. Beşiktaş’a transfer olmuştum. Oynayamayacağımı anlayınca…

U.E: Futbol hayatınız sürüyor tabii bu sürede?

R.A: Tabii, sürüyor. Vefa’nın santraforuyum. Eski Vefa, biliyorsun. O zaman iyi takımdı. Tabii, iyi paralar alıyordum ben. Altımda araba var. Okulda iki tane araba var, birisi benimdi. Öyle bir yaşantımız da var. Futbolcu yaşantısı öyleydi. İşte, baktım Beşiktaş’ta oynayamayacağım. Samet Aybaba vardır, onunla gitmiştik hatta. İyi bir transfer teklifi gelmişti. O zaman da parası ciddi bir para. Çorumspor’dan. Şimdi Neşet’e gittim nasıl olacak diye, çünkü zaten az resim yapıyorum. Gittim, hocam dedim, böyle böyle, ne diyorsun dedim. Ya çocuğum dedi, bu paraları bu yaşta almak kolay mı? Çünkü fakirlikten gelen bir insan. Biliyor, hayat hikayesi çok acıklıdır onun. Dedi, bu paraları almak kolay bir iş değil oğlum git dedi, dört ay beş ay ben seni kollarım. Hakikaten gönderdi. Tabii dört maç sonra kaçtım geri geldim. Şampiyonluk kaçmıştı. Öyle bir hikayemiz işte. Atölye hikayesi. Sonra okul bitiyor. Okul bitince iş hayatı başlıyor. Yani resimle kimse geçinemiyor biliyorsun. E, ben de Topkapı’da imalat yapmaya başladım. Paramız var ya, işte bir imalata yatırım yaptık. Yanımda otuz kişi falan çalışıyor. Ama resim yapma şansın azalıyor, çünkü ilişkin bitiyor. Yani ben Hüsnü’yü göremiyorum, Nedret’i göremiyorum, Burhan Uygur’u göremiyorsun. Gelip gidemiyorlar Topkapı’ya. İlişki bitince resim de bitiyor. Valla dört sene dayandım. Dördüncü sene kilit vurdum çıktım. Ciddi bir kağıt birikimim vardı hepsini bıraktım. Ne yaptım biliyor musun? Kazandığım tüm parayı geldim, Akademi’nin karşısında kırtasiye açtım. Sanatsal malzeme.

U.E: Sırf oraya yakın olabilmek için…

R.A: Tabii, büyük yatırım yaptım. Ağzına kadar boya doldurdum dükkanı. Bizim arkadaşlar manyak mısın dedi o kadar boyaya. Ya ne olur dedim en kötü ben çalışırım. Ama çok tuttu. “Akademililer Sanat Malzemeleri Dükkanı” koyduk adını. Acayip tuttu. Herkes orada. Adnan Çoker’den tut, Özdemir’inden (Altan) tut, ne kadar tanıdık meşhur varsa hepsi geliyordu. Hatta İzmir’den, Ankara’dan, yani öyle bir yer oldu orası. Merkez yeri.

U.E: Buluşma yeri. Zamanın aydınlarının, ressamlarının...

R.A: Buluşma yeri oldu. Aynı zamanda dedikodunun da yeri. Meşhur bir yer oldu. Fakat bir gün, polisler geldi oraya. Terör şüphesi…

U.E: Sene kaç?

R.A: Seksenden sonra. Geldiler işte, Hizbullah’ın liste başıymışsınız siz, burayı bombalarlar dediler. Yani biz ne kadar uğraşsak, buraya polis de koysak bir çuval koyar gider bombalarlar dediler. Soğudum ondan sonra. Eşim öldü. Sonra da bıraktım.

U.E: Sanırım ondan sonra Akademililer Sanat Merkezi süreci başlıyor?

R.A: Evet, geldim buraya. Almıştım zaten, galeri olarak açtık. Atölye diye düşündüm. Hatta Neşet’i getirdim buraya, gezdi. İlk gezişi, dedim hocam ne yapılır burada, işte burada böyle bir şey var. Dedi ki, oğlum kendi atölyen olarak kullanırsın. Bir de güzel bir şey söylemişti, basamak galeri olursun dedi. Hiç düşünmediğim bir şey. Yani gençlere yönelik, gençlerin ilk sergisini yapan. Hakikaten de öyle oldu. Hayri Ağan’dan tut, Nesli Türk olsun, Sema Maşkılı olsun, hepsi genç ressam. Hep ilk sergilerini burada açtılar. Böyle bir yer kurmuş olduk. Hikayesi bu. Zaten eğer takip ediyorsanız, toplumsal resimler daha çok.

U.E: Buraya değinmeniz iyi oldu. Sizin resimlerinizde de toplumcu bir tavır var, bu hissediliyor. Kendinizi toplumcu bir ressam olarak tanımlıyor musunuz? Böyle anılmak ister misiniz?

R.A: Toplumcu ressam olarak anılmak istemem, kendimi yapıyorum daha doğrusu. Gördüğümü, yaşadığımı, hafızamda kalanı, geride kalanları yapıyorum. Öyle toplumcu deyip de illa toplum resimleri yapan biri değilim. Görüyorsunuz işte. Beyoğlu’nda onun için yaşıyorum zaten. Beyoğlu zaten çok hareketli bir yer. Figür, çok figür var. Mesela şu karşıda polisler olmadan evvel, burada çok canlı bir hayat vardı, eşcinseller, seks işçileri, evsizler ve benzeri her çeşit insan vardı burada. Bütün bunların resmini yaptım. Bakma aşağıdaki sergiye koymadım çoğunu. Yani çok var öyle resimler. En az elli, altmış tane vardır sırf buradan figür. Onları koymadım ama, yaptım yani. Hala da yapıyorum.

Cumartesi 1, Resul Aytemür

U.E: Resimlerinizde özellikle Balo Sokak, Beyoğlu çok önemli bir yer tutuyor. Bunun temel sebebi burada yaşamanız, burada yaşama isteğiniz…

R.A: Yaşamazsan zaten bunu yapamazsın. Görmeden nasıl yapacaksın. Gidip ben diyelim ki Şile’de yaşıyorum, ağaçların içinde. Ancak peyzaj yaparım. Ama onun dışında figür yapmaya kalksam işte, çobanı yaparsın ineği yaparsın. Çünkü yaşanmışlık olması lazım ki yapabilesin. Bu her ressam için geçerli. Yani figür resmi için ideal bir yer. Beyoğlu çok önemli bir yer figüratif resim yapanlar için.

U.E: Beyoğlu, eskiden daha canlıydı. Ressamlar, heykeltraşlar burada daha çok yaşıyordu. Atölyeler daha fazlaydı. Ama son zamanlarda buradan bir taşınma, bir göç durumu var. Siz ne düşünüyorsunuz?

R.A: E, şimdi Beyoğlu biraz da pahalandı. Bu ondan kaynaklanıyor. Beyoğlu’nda çok galeri vardı ama artık kalmadı. E, bir de politika meselesi. Siyasi meselelerden de insanlar kaçıyor. Şimdi Kasımpaşa’ya gidiyorlar, ucuz diye mesela. Sağa sola dağılıyorlar. Bu her yerde böyle. New York’ta da böyle, Paris’te de böyle, Berlin’de de böyledir bu. Ucuz yerlere sanatçı gider orayı geliştirir, oradan başka yere kaçar. Beyoğlu’nda öyle bir şey oldu. İnsan profili değişti. İşte polis orada. Öyle bir yer oldu burası. Polisin olduğu yere niye koleksiyoner gelsin? Yahut ne bileyim, entel insan gelsin? Gelmez, böyledir.

U.E: Turist de gelmez.

R.A: Zaten turist yok. Yani turist o, bizim düşündüğümüz turist yok zaten. Eski kuşak koleksiyonerler de gelmiyor artık. Niye? Çünkü paralarının ne olacağını bilmiyorlar. Resme yatırmak ne? Çekilmiş hepsi bekliyorlar. Bu yandaş paralı insanlar da resim almıyor zaten. Onlar hep yazı falan alıyorlar. Buna benzer şeyler alıyorlar.

U.E: Siz çok üretken bir ressamsınız. Onlarca sergi açtınız, sürekli resim yapıyorsunuz. Bundan sonraki resim hayatınız nereye gidecek? Neler planlıyorsunuz?

R.A: Valla bak, şimdi mesela bu sene, büyük bir etkinlik yapıyorum. ArtSuits’te, Eylül’de. Bütün iyi ressamlar, tanınmış ressamlar, hepsiyle orada buluşuyoruz. Böyle bir etkinlik yapacağız. Resim hayatımız devam ediyor. Şimdi mesela Cihangir’e taşındım. Bilmiyordum, İnsan Hakları Derneği’nin üstündeki yeri aldım. Düşünebiliyor musun her cumartesi orada ana-baba günü. Şimdi onların resmini yapacağım.

T.E: Nereye giderseniz oranın resmini yapıyorsunuz.

R.A: Tabii, hiç fark etmiyor. Mesela Bodrum’a gidiyorum, Bodrum’da peyzaj yapıyoruz. Yani yaşantıyla ilgili. Belleklerden de resim yaptım tabii eski o Denizlerin (Model Deniz) zamanından kalma belleklerden de epey bir resim yaptım.

U.E: Bu serginizde de Beyoğlu’nu çok işliyorsunuz. Bunun haricinde arkadaş çevrenizi de çok resmetmişsiniz.

R.A: Yapıyorum evet. Genellikle tatillerde. Çünkü orada rahat oluyor. İşte kimi yakalarsam oturtup çiziyorum.

U.E: Akademi’nin simalarından da var.

R.A: Tabii, tabii. Çok var aslında da hepsini koyamadım.

T.E: Türkiye’de ve Dünya’da sanat şu an ne durumda? Gelecekte nereye gidecek? Neler öngörüyorsunuz?

R.A: Sanat ölmez. Türk resim sanatı bence iyi yerlerde. Fakat bunun medyatik tarafı az olduğu için çok tanınmıyor. Tanıtmıyorlar da. Yani ne bileyim, yurtdışına zengin hobiciler gidip sergi yapıyor. Ben gidemiyorum. Hep böyle parası olanlar gidip fuarlarda yahut bienallerde sergiler yapıyor. Bunlar parayla olan şeyler. Meşhur fuarlara paralarını yatırıyorlar, resimlerini sergiliyorlar. Baya ciddi para. Ben vermem yani. Hiç fark etmiyor. Bunu, bizleri, devlet kanalıyla, yahut bir belediyenin öncülüğüyle götürüp sergileseler çok iyi yerlere gelir Türk resmi. Türk resmi iyi yerlerde, kötü değil. Yani bakma sen, öyle bir takım, işte bu, Contemporary gibi şeyler, biraz, nasıl derler, kaypak resim diyeyim onlara. O resimleri öne çıkartıyorlar. Yani bir yere kadar çıkar, o da biter. Valla gerçek resim her zaman çıkar. Şimdi isim vermek istemiyorum da, mesela şöyle bir hikayem var. Bir arkadaşım bana resim hediye etmek istedi. Ya içimden gelmedi almak. Beş tane resim koydu, dedim yani bir tanesini alayım dedim. Beşini al dedi, ben almadım. Düşünebiliyor musun? Şimdi almış olsak iyi olurdu çünkü satıyorlar. (Gülüşmeler) Almadım yani onu demek istiyorum. Çünkü bana hitap etmiyor. Öyle bir şey. Şimdi, o ressam geleceğe kalır mı? Şüpheli. Kim ne derse desin. Meşhur da olsa, zor. Bana göre tabii, ben kişisel olarak söylüyorum.

T.E: Peki böyle bir ortamda genç sanatçılara tavsiyeleriniz nelerdir?

R.A: Valla genç sanatçıların resme çok çalışmaları lazım. İnternetten çok yararlanıyorlar. İnternetten yararlansalar bile, kendi desenlerini çizip altyapılarını çok güzel programlamaları lazım. Ben görüyorum, burada bir yığın öğrenci var. Doktora, master yapan öğrenciler var. Bunlar işte, internetten buluyorlar. Şak diye geçiriyorlar, yapıyorlar. Çok kolay oluyor çünkü. Gördüğünü yapıyor. Ama bu belli bir zaman sonra altyapısını oluşturmazsa işte, kaybolup gider. O ressam biterse o da bitiyor. Onun için işte, bizim atölye diyeyim, doğru yerde. Desen çalışıyorsun, alt yapını oluşturuyorsun. Ben de internetten yararlanırım, ben de fotoğraftan yararlanırım ama kendime uydurarak, kendi yorumumu yaparak kullanıyorum onları. Öyle olması lazım. Ama iyi ressamlar çıkıyor. Yok değil yani, onu da söyleyeyim. Mesela yine birinden örnek vereyim. Beğendiğim bir ressam vardı. Hatta ondan resim satın aldım. Kendisini çok geliştirdi, iyi yönlere gitti ama sonra son sergisine gittim utandım yani. Çok kötü resim yapmış. Niye? Avrupa’daki bir şeylerden yararlanmaya çalışmış. Ulan, Türkiye’de yaşıyorsun! Türkiye bu konuda daha aktif bir yer. Yani hayat dolu bir yer aslında resim için. İşte Beyoğlu’na çıktığın zaman her şey resim bana göre. Yok, öyle bir şeyden yararlanmıyor, Avrupa’daki evlerden şunlardan, bunlardan yararlanıyor. Çok kötü bir sergi yapmış. Yetenekli bir çocuktu. Bizim okuldandı, iyi ressamdı. Meşhur oldu, ama son işlerini gördüm yazık etmiş bence.

U.E: Ressamlıkla, meşhurluk arasında büyük bir açı var o zaman?

R.A: Meşhur olmak ressamlığı getirmez ki, bakma sen. Yani bugün meşhur olur, yarın kaybolur. Zamanında çok yüksek fiyatlara resim satan ressamlar şimdi düşüşe geçiyor. Ama Neşet, Günal ne oldu hep çıkıyor. Fark bu işte. Resmin donanımı farklıdır. Zaman iyi ressamın hep yanında olur.

U.E: Çok teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

R.A: Teşekkür ederim.