Sanat

Eşikte bir maskara: Joker

2019 yapımı Joker , hem yüksek IMDb puanıyla, hem de kazandığı “Altın Aslan” ödülüyle ilgileri üzerine çeken bir yapım. Filme dair bir diğer popüler tartışma ise, Joaquin Phoenix’in performansının hayatını kaybeden Heath Ledger ile  karşılaştırılması. Ancak bu karşılaştırmayı başka bir düzleme taşıyarak Dark Knight’taki Joker ile 2019 yapımı jokerin farklarını da ortaya koymak gerekiyor[1].

Jokeri anlamak istiyorsak, karakterin temsil ettiği değerlere bakarak başlamak yerinde olacaktır. DC evreninin en büyük fenomenlerinden biri olan Batman’in amansız rakibi, düşmanı olan joker, öte yandan Batman’in var olma sebebi değil midir? 

O kadar ki, Neil Gaiman’ın “Batman – Pelerinli Süvari’ye Ne Oldu?” çizgi romanında Batman’in cenazesinde onur konuğu olarak karşımıza çıkar Joker. O kadar büyük bir fenomen haline gelmiştir ki, Batman Animated Series ile, çizgi romanlardaki Joker’in karakteri farklıdır. Hatta Çizgi romanların çizerleri değiştikçe Joker de değişir, hala değişmektedir. Aynı sebebten dolayı Şu ana kadar Beyazperdede rastladığımız Jokerler de birbirinden oldukça farklıdır.

Örneğin 2008 tarihli Dark Knight’taki Joker ‘olmuş’ bir Joker olarak karşımızdadır. Suça çoktan bulaşmış, Gotham şehrindeki diğer kötülere kafa tutmuş, yer etmiş bir sapkındır. Batman’i çizgiyi sınırın ötesine çekmeye davet eder. Provoke eder. Çatışmaların içerisine iter. Uçurumun kenarına götürür, ama itmez. Dark Knight’taki Joker’e göre Batman’in Joker’den bir farkı yoktur. Bir gün gelecek ve insanlar Batman’in de ‘ucube’ olduğunu keşfedecektir. Heath Ledger’in canlandırdığı Joker oldukça bilinçlidir, dünyayı kavramış bir delidir,deliliği tercih etmiştir. Kendisinin ne yapacağını bilmemektedir, kaosu sever, insanların kaosta güvensiz hissetmesinden beslenir. Öyle bir noktaya gelinir ki aslında Joker’den gerçek anlamda kurtulmanın tek yolu onu öldürmektir. Çünkü çizgi romanda  ve Animated Series’te Arkham Tımarhanesi’ne tıkılsa da, Joker oradan çıkar her defasında. Matrix dünyasındaki Ajan Smith- Neo denklemi gibidir. Joker Batman’in temsil ettiği her şeyin karşısındadır. Adaletin, ilkelerin, sağ duyunun v.b.

1989 Yapımı Tim Burton dünyasında ise Batman; Joker’i gerçek anlamda hem öldüren kişidir/ hem de aslında doğuran, ortaya çıkaran kişi. Basit bir suçlunun asite düşmesine yol açarak onu joker fenomenine dönüştürür. Bu çıkış hikayesi ile aslında Gotham dizisi benzeşmektedir. Jack Nicholson’ın oynadığı Joker, cüretkar ve delidir. Düşünmeden hareket eder bu açıdan öngörülmezdir. Öyle ki Bruce Wayne ile doğrudan yüzleşir filmde. Çatlaktır, cesurdur, kanun ve sınır tanımaz.. Oysa örneğin Jack Nicholson’ın ruh verdiği Joker sadece sınır tanımaz ve öngörülmez bir delidir. Çok planlı hareket etmez.

“Eskiden hayatımın bir trajedi olduğunu düşünürdüm, aslında bir komediymiş.”

2019 yapımı  Joker ise başından itibaren trajik bir hikayenin kaybeden karakteridir. Yanlış anlaşılan, kayıp, tam anlamıyla başarılı olamamış, toplum tarafından kabul görmeyen biridir. Annesi ile yaşayan, ekonomik olarak sıkıntılar çeken, çok da komik olmayan bir palyaçodur. Film boyunca seyirci olarak asla tam olarak emin olamayız: Komşu kadınla birlikte olmuş mudur? Sonradan gidip onu öldürmüş müdür? Joker hastane kayıtlarına bakar, gerçeği aramak için yine de tam olarak bilemez. Thomas Wayne babası mı değil mi? Film net bir cevap vermez. Çocukken şiddet görmüş müdür? Batman ile hikayeleri aslında bir Habil- Kabil hikayesi midir? Film Joker’in çıkış hikayesini genel çizgi romanlardan başka bir yere taşır.

Bu gerçek- kurgu birbirine film boyunca  karışıyor. Arthur, çok sevdiği programa katıldığını hayal eder. Gerçekten katılır ama Joker olarak. Arthur olarak aslında Baba figürünün onayını alır, ama gündüz düşlerinde. Annesinin biricik oğludur, çocukların kahramanıdır. Ama delirmenin eşiğindedir, bir gösterisi sırasında başkasının verdiği bir silah düşer, kötü bir gün geçirir hepimiz gibi ve o eşikten itibaren gerçekleri geride bırakır. Aslında Joker kitlelelerin ihtiyacı olan bir anti kahramandır. Şehir çürümüşlüğü ile ve  sekansların yardımıyla Taxi Driver filmini anımsatır.  

“Kötü bir gün geçirmiş” herkes Joker olmanın eşiğindedir. Aslında aynı sıradan bir taksi şöförü gibidir, herkes gibidir. Bir sinir krizinden dolayı sürekli gülmektedir, ama bu onu acayipleştirmekte ve otobüsteki çocuk ve cüce dışında herkes tarafından, büyükler dünyası tarafından dışlanmaktadır.  Arthur sadece bir baba arayan büyükler dünyasına adapte olamamış bir çocuktur. Sembolik bir baba olarak Murray Franklin’i benimser, gerçek babasının da şehrin Belediye başkan adayı Thomas Wayne olduğuna inanmak ister. Doğduğunu düşündüğü eve gider. Film bu anlamda tüm hikayeler  gibi bir ‘eve dönüş’ hikayesidir.

Görünenin ardını gören Joker

“Joker küçük bir delidir. Herkesten farklıdır. Ne sinektir ne karo, ne kupa ne de maça sekiz- dokuz, papaz veya bacak…. Her şeyin dışındadır, ötekilerle aynı yere ait değildir. Gerçi öbür kartlarla aynı pakette bulunur, ama orası evi değildir. Bu yüzden de çıkarılıp bir kenara konabilir, hiç arayanı soranı olmadan”   diye betimler Jostein Gaarder kitabında Joker’i.

Joker kartı, tarot destesinde “Fool” olarak geçer. Uçurumun kıyısında genç bir adam tasvir edilir. Arthur da aslında film boyunca uçurumun kıyısındadır. Delilik ve her şeyin farkındalığı arasındadır. Annesi haklıysa ve gerçek babası Wayne ise, Wayne kötü bir baba da olsa onu tanımak ister. Eğer Annesi bunu tamamen uydurduysa o şiddet gören bir çocuktur ve tüm hayatı sadece bir trajediden ibarettir. Evin kapısına kadar gelir, eşikten içeri giremez.  Filmin en güçlü yanı o eşikleri vurgulamasıdır. Dikkatli izlendiğinde karşımızdadır: Arthur sahneye çıkışını planlar, çalıştığı yerden ayrılır, cinayetten sonra metrodan çıkar, eve girer, komşuya ziyaretlerini, programlar, öncesinde uzun uzun dans eder… Hep bir eşiktedir Arthur. Joker olmanın eşiğinde. Joker olduktan sonra bilgece olanı yapar, acıyı olduğu gibi kabul eder. Geçmişini, Arthur’u geride bırakır. Maskeyi tercih etmesi, canlı yayında cinayet işlemesi bundandır. Aslında sembolik babası öldükten sonra, düşündüğü gerçek babası da öldürülür. Artık tarot kartı gibi sınırsız bir potansiyele sahiptir. Hastaneye girişini, polis arabasından çıkışını görürürüz. En sonda ise terapi sahnesi. Ancak film ustalıkla hangisinin önce, hangisinin sonra olduğunu belirsizleştirir. Bu yönüyle Joker’in kaotik dünyasını çok iyi anlatır.

 Joker fanatiklerinin favori kitaplarından “Öldüren Şaka”ya göndermeler yapar film:

“Anılar oldukça aldatıcıdır. Bir an bütün o pamuk şeker duygusallığı ve ergenliğin parlayan neonu gibi keskin çocukluk aromalarıyla dolu bir zevk karnavalında kaybolmuşken,bir an sonra, hiç gitmek istemediğin bir yerde bulursun kendini..”  

Bu sözlere yansıyan çatışma filmin ruhuna da yansımıştır. Arthur bir yanıyla aslında yanlış anlaşılmış , kötü bir gün geçirmiş kimseye zararı olmayan biridir. Ama yeterince güçlü olamadığı için bir maskaradan farksızdır kitleler için. Bu yönüyle film günümüz sosyal medya ikonlarının popüler olmak adına her türlü maskarılığı yapmaktan geride durmayacağının kehaneti gibidir. Bir tweet, bir garip hareket, bir çıkış, bir video sizi ikonlaştırabilir. Uçan adam Sabri, komik bir sokak röportajı ya da feminizm tanımını yanlış yapmanız sizi kitlelerin önünde kahraman/ maskara haline getirebilir. Bu maskara olma hali bir yanıyla da uçsuz bucaksız bir özgürlük sağlar. 

Bu yanıyla da film bazı  forum ve yazılarda oldukça uygun bir şekilde Fight Club ile karşılaştırılıyor. Aslında Joker kaybedeceği tüm şeyleri kaybetmiş, bu dünyadan elini çekmiştir. Ölmeden önce ölmüştür. Bu yüzden sınırsız bir özgürlükle dans etmektedir. O dansı başkalarının beğenip beğenmemesi önemsizleşmiştir. 

Terapisti ile konuşması da geridedir, film o yüzden tam olarak orada biter. Canlı yayından sonra hapishaneye doğru götürülürken araba kazası geçirir. Bir süre bayılır, onun maskesini taşıyan biri tarafından, dirilişi andırırcasına hayata geri döner. O kitlelerin aradığı, muhalefetin aradığı ikondur: V for vendetta, Tyler Durden, Jim Morrison, Heath Ledger, Amy Winehouse, Micheal Jackson… Kitleler hem bir yakınlık duyarlar, onlar gibi olmak isterler; diğer yandan asla onlar gibi trajik bir hayata sahip olmak istemezler.  Kurban edebilecekleri, uğruna yasaları çiğneyebilecek bir ikon ararlar. Bir maskara…

“Ama öyle geliyor ki bana, siz birbirinize uygun bir topluluk değilsiniz, burada birlikte oturduğunuzda birbirinizin kalbini katılaştırıyorsunuz ey yardım çığlığı atanlar? Önce birisi gelmek zorunda,

–Sizi tekrar güldürecek iyi ve neşeli bir maskara, bir dansçı ve bir rüzgâr ve bir yaban kedisi, herhangi bir yaşlı soytarı: – sizce?

Mazur görün beni, ey ümitsizliğe düşmüşler, sizinle böylesine küçük sözcüklerle konuştuğum için, layık değil bu sözcükler sahi, böylesi misafirlere! Ama tahmin edemezsiniz benim kalbimi neyin böylesine muzip kıldığını: 

–Bizzat siz ve görünüşünüz sebebi bunun, mazur görün beni! En nihayetinde muzip hâle gelir bir ümitsizliğe düşmüşe bakan herkes. Bir ümitsizliğe düşmüşü yüreklendirmek – bunun için herkes kendisinin yeterince kuvvetli olduğunu sanır. “

(Friedrich Nietzsche-Böyle Buyurdu Zerdüşt: Çeviren Barış Tanyeri)


[1]Ben en iyi joker performansının Jack Nicholson’a  ait olduğunu düşünenlerdenim.